Yaşa ulan!

April 9, 2009

Yaşa ulan!

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:18 pm

Merhaba,

Serkan (bknz. Kayıp Şehrin Yakışıklısı) bir kaç gün önce “Ulan temizle artık şu spam yorumlarını bak bilmem kaç MB oldular!” demeseydi bunları yazıyor olmayacaktım. Eski yazılarım garip geldi şöyle bir göz atınca. Ben de “eskiden yazdıklarımın aynısını yazacak idiysem ben o günden beri niye yaşadım” diyerek sıyrılmaya ve onları korumaya karar verdim. Değişimimi gözlemeye de ihtiyacım var. Bir tek başlık değişti. Ama onun da aynı kalacağından da emin değilim. Zira hiçbir şey aynı kalmıyor.

Kısacası, çok yaşa Serkan!

Bu da yeni filmin fragmanı olsun: İnsanlık onuru bazen tek bir işaret bekliyor…

January 27, 2008

Hayat bizi dener bazen..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:24 pm

Hayat bizi dener bazen..

Bu denemelerinde “heh heh he-eee” dedigi kadar,
uzaktan olup biteni izlemek icin saklandigi tasin arkasindan,
“has-sktir” demisligi de vardir.

~

August 20, 2007

Getting the money’s not the problem Harry

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:35 am

A quote from the movie “Requiem for a Dream”

Marion: Getting the money’s not the problem Harry.
Harry Goldfarb: Then what’s the problem?
Marion: I don’t know what I’m going to have to do to get it.

Summerizing “something”, huh?

August 10, 2007

Ölüm haberi

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 5:04 pm

Dün bir ölüm haberi aldım. O kişiyle bir kaç hafta kadar once görüşmüştüm. Gençti. Dün “Öldü” dedi arkadaşım, “Kanserdi”. Bu kadar. “Öldü”. İçim sıkıldı. Bütün o uğraştığım ve olmadığında canımı sıktığım şeyler cebimdeki son jetonla yanlış numarayı çevirmek gibi geldi. Bu hayatı “aslında” nasıl yaşamamız gerektiğini neden bu kadar geç öğreniyoruz?

August 9, 2007

Started (again) to publish photographs…

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 3:57 pm

I’ve just started to upload my portfolio to the address http://barisdemiray.deviantart.com/.

Please visit and comment on the shots, appending your portfolio’s address if you have one.

It will take some time to scan and arrange the negatives I have, but now I’m motivated to do :)

June 19, 2007

The fish is mute

Filed under: Hayat Memat, Lirik — Baris @ 1:44 am

This is a film about a man and a fish
This is a film about dramatic relationship between man and fish
The man stands between life and death
The man thinks
The horse thinks
The sheep thinks
The cow thinks
The dog thinks
The fish doesn’t think
The fish is mute, expressionless
The fish doesn’t think because the fish knows everything
The fish knows everything

Goran Bregoviç / This is a film (Time of the Gypsies Soundtrack)

Yo, evlenmeyeceksiniz

Filed under: Hayat Memat, Lirik — Baris @ 1:36 am

1. Dünya Savaşı sırasında, yaralı olması nedeniyle cephe dışındaki bir hastaneye gönderilen ve burada Catherine’i ile karşılaşan askerin, hemşirelerden Ferguson ile sohbetinden…


Sordum bir gün: Düğünümüze gelir misin, Fergy?
- Evlenmeyeceksiniz ki.
- Evleneceğiz.
- Yo, evlenmeyeceksiniz.
- Neden?
- Kavga edersiniz.
- Henüz kavga ettiğimiz yok.
- Şimdiden belli olmaz.
- Dedim ya, kavga etmeyiz.
- Ölürsünüz öyleyse. Ya kavga eder ya da ölürsünüz. Millet onun için evlenmiyor.

Ernest Hemingway / Silahlara Veda

June 16, 2007

Will face it with a grin

Filed under: Hayat Memat, Lirik — Baris @ 12:12 am

I’ll face it with a grin!
I’m never giving in!
On with the show!

R.I.P.

May 22, 2007

Hiç

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 10:26 pm

Hiçbir şey yapmadığımı hissediyorum.

May 17, 2007

Afişe oldum

Filed under: Dönmesem başladığım yere..., Hayat Memat — Baris @ 1:27 am

AFFT`nin geçen seneki Beypazarı gezisinin ardından düzenlenen sergiden kalan bir afiş.. Bilin bakalım ordaki cyborg kim?

May 10, 2007

Trio C Tot De Derde

Filed under: Baris'in gözüyle, Hayat Memat — Baris @ 2:56 am

Here comes C Tot De Derde (drums…)

Bu adam da mutlu

Filed under: Dönmesem başladığım yere..., Hayat Memat — Baris @ 1:12 am

Onu öperken gözlerini kapatıyorsan bu gerçek sevgidir.

——————————————————–

If you’re closing your eyes when kissing her, then you love her, indeed.

Mutlu adam ve kanyak

Fotoğraf/Photograph by: Ayşegül

22 Nisan/22nd April, Amasra.

May 5, 2007

Mutlu adam

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:57 am

Mutlu olmak çok zor değildir bazen,
Bazen, küçük ve güçsüz dalgaları gözünüze kestirip
sahilde onlarla oynamaya başlarsınız.
Bez ayakkabınız ilk yakalanışınızda kenarlarından su alır.
Ayağınız ıslanır.
ve mutlu olursunuz.

Mutlu adam ve deniz

May 4, 2007

Koca koca adamlar

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:33 pm

Erken seçimler Temmuz`da yapılacakmış. Üstelik yeni cumhurbaşkanını da yan sandıktan seçecekmişiz.

Koca koca adamlar oturmuş, bana doğumgünümde kötü bir hediye vermek için uğraşıyor.

İhaleleriniz yok mu sizin!

Amatör Foşuculuk ve Fatletizm Topluluğu

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:02 pm

Dün, AFFT (Çankaya Üniversitesi Amatör Film ve Fotoğrafçılık Topluluğu)`den İrem`in önerisi ve Ayça`nın katılımıyla gerçekleştirilen 1. Geleneksel Koşu Bayramı kapsamında yapılan 2×800 (Bknz. 800 metre nasıl belirlendi?) koşusu sonucunda bacaklarımdaki her bir bukle kası hissetmekteyim. Sanıyorum bir kaç gün daha sürecek.

En zor kısım ise tabii ki başlamaktı. Kendimizce belirlediğimiz ısınma hareketlerinden (Bknz. Isınma hareketleri nasıl belirlendi?) sonra piste şöyle bir baktım. Isınma yaptığımız kısım pistin başlangıcından 100 metre kadar sonraydı ama yine de pistin sonu görünmüyordu. Çok koyu bir sis piste çökmüştü ve ileriden uğultular geliyordu. Üstelik ısınma hareketlerine başladığımızda yanımızdan geçip pistin ileriki kısımlarına gidenlerin hiçbiri dönmemişti. Ya başlarına bir şey gelmişti ya da hala sonuna ulaşıp dönememişlerdi. Ki iki durum da felaket demekti. Kararımı verdim (Bknz. Karar nasıl verildi?). Artık dönemezdim. Koştum, koştum.

Ama ikinci tur sonunda dilim dışarı çıktığında bile ilk lafım “ilaç gibi geldi” olmuştu. Bu kadarcık koştuktan ve morali toprak pistte bıraktıktan sonra eve gelip “ulan zaten yağ bağlamışız, bir moral bozukluğu daha koymaz bize” diyerek bir de nefes tutma denemesine giriştim. Onda da 2.23 sonunda gırtlaktan önce diyafram kasılmam başladı. Sanıyorum vücudum ilk uyarı olan gırtlak kasılmasına gerek duymadı. Ki daha önce diyaframımın gırtlaktan önce kasıldığını hatırlamıyorum. Durum kötü, spor yapmak lazım.

Yine de teşekkürler arkadaşlar, AFFT ile hep daha uzağa :)

~ 800 metre nasıl belirlendi? ~
Biri: Ne kadar koşmuşuzdur?
Diğeri: 800-900 vardır.
Biri: Dur bakayım, pistin yarısından başlamıştık.
Öteki: İşte şu mavi sopalardan başlamıştık.
Biri: Evet evet kesin 800 var.

~ Isınma hareketleri nasıl belirlendi? ~
Biri: Sen ne yapıyorsun?
Diğeri: Isınıyorum.
Biri: Neye göre?
Diğeri: Dalıştan hatırladığım bir seri var.
Biri: İyi hadi onu yaptır.
Öteki: Biz de aslında basketbolda antrenman öncesi şöyle bişiyler yapıyorduk.

Öteki: Bir esnemede ne kadar bekliyorsun sen?
Diğeri: Sıkılıncaya kadar.
Öteki: Biz 8 saniye beklerdik.
Diğeri: Hııı..

~ Karar nasıl verildi? ~
Biri: Evet arkadaşlar ben ısındım, dönüyorum.
Öteki: Hayır koşacağız, koşacağım diye geldim ben.
Biri: Peki.
Diğeri: Hadi şu mavi sopadan başlayalım..

May 1, 2007

Mızıka

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 10:08 pm

Mızıka`nın ağzımda bıraktığı metalik tadı özlemişim. Sanıyorum en son Finike`de, ilkokuldayken çalmıştım. Bugün, bir kaç gündür misafirimiz olan Hollandalı dostlarımızdan etkilenerek gittim bir mızıka aldım kendime. Ne güzel alet yahu bu. Kulağım parmağımdan hızlı olduğu için gitarla kendimi ifade edememenin acısını çıkartıyorum bir kaç saattir. Tavsiye ederim.

Aslında yaptıkları müzikten -sadece küçük kardeş olan- mızıkanın yanında büyük birader akordeonu da çalacak kadar etkilenmiştim ama fiyatlarından dolayı önce Finike`ye gidip babamın akordeonunu bulmam gerekecek. Onu da babamın elinde sadece bir kez görmüştüm. Yine Finike`de, ilkokuldaydım. Tam da Coos`un akordeon çalmaya başladığı yaşlardaydım.

O yaşlarda, üstelik öylesine ilginç bir alet nasıl oldu da ilgimi çekmedi bilmiyorum. Üstelik, bu karşılaşma Finike şartlarına göre büyük bir şanstı. Örneğin, piyanolu evde büyüyen biriyle tanıştığımda özenirim ama bu aklıma gelmez. Ya da mızıkayı çocuk oyuncağı olarak mı gördüm de sonradan devam etmedim, hatırlamıyorum.

Bildiğim bişiy var, o da 9`la 23 yaşım arasında sadece ıslık çaldığım.

Bir dakika, bir dakika.. Peki blok flüt sayılır mı?

Hmm.. demek sayılmaz..

Peki öyleyse..

Sadece ıslık..

April 27, 2007

Sorular.. Sorular..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 6:43 pm

Ey okur,

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans mı yapıyorsun? Ya da yapan birini mi tanıyorsun?

Eğer öyleyse,

Bana barisdemiray@gmail.com adresinden ulaşır mısın? Soracağım bir kaç soruya zaman ayırır mısın? Kafamdaki soru işaretlerini böyle kalemin arkadasındaki silgi ile fışı fışı diye siler misin? Sonra kalan silgi artıklarını sağ elinin tersiyle temizler misin? Beni daha mutlu biri yapar mısın?

April 26, 2007

Tavşan

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:41 am

Ben bugün tavşan buldum internette:

http://www.tavsan.org/

Midem bulanıyor

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:54 am

Koş Abdullah koş.

Çık Abdullah köşke çık.

Ol Abdullah cumhurbaşkanı ol.

Yasa bekle Abdullah bizden yasa bekle.

April 24, 2007

Amasra`ya gidin

Filed under: Dönmesem başladığım yere..., Hayat Memat — Baris @ 12:57 am

Bi’gün kalkın, Amasra`ya gidin.

Sık görüşemediğiniz arkadaşlarınızla gidin ama. Yanında kardeşlerini getirenler olsun. Yarım birada eğlenceli insanlara dönüşen kardeşlerini.

Sonra sahilde balık yiyin. Yanına salatayla bir de midye tava isteyin.
Balık barbun, salata Amasra salatası olsun ama.
Rakı açtırın bir de. Çok içmeyin ama. Fazladan yazılan iki mezgit tavaya karşı uyanık olun.

Tekne turuna çıkın. İçeride oturmayın ama.
Dalgaları ve rüzgarı en iyi ön tarafta hissedersiniz.
Ön tarafa geçip,
Motorları maviliklere sürün.
Işıklı maviliklere.

Ayaklarınızı denize sallandırın bir de.
Yanınızda mutlaka kanyağınız olsun.
Tüttürmek isterseniz diye,
bir paket de sigara alın hadi ama sadece yanınızda bulunsun.
Hani çok efkarlanır ya da mutlanırsanız diye. Siz yine deniz havası çekin.

Görkem`i bulun. Kale`yi filan onunla gezin, ağzı iyi laf yapar.
Yakında, bir dizide Erbil`in küçüklüğünü oynayacakmış.
Ona, on iki yaşına bastığına göre çoktan kendisini oynayabileceğini söyleyin.
Gördüğü herşeyin üstüne kondurduğu sorulardan sıkılmayın.

Sahibi belli olmayan ufak bir hediye almayı unutmayın.
Dönüş yolunda çekiliş yapmak için.
Ama Amasra`ya dışarıdan gelen şeylerden almayın.

Ağaç üzerine yakma olarak yapılan resimlerden alın kendinize.
Üzerinde sevdiğiniz bir şiir ya da söz olsun.

Dönüş yolunda bir yarım saat de kestirin.
Son damlanızda varmayın eve.

Bugün kalkın, Amasra`ya gidin.

April 9, 2007

Bugün neyi farkettim?

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 9:40 pm

Eğer bir şeye başlarken kendime “ulan sen hiç akıllanmayacaksın” diyorsam o işin sonunda kaybetsem bile pişman olmadığımı.

Umarım hiç akıllanmam.

March 31, 2007

Kapıyı açarsın. Işıklar yanar. İçerisi kalabalıktır.

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 9:36 pm

Bugün sabah 9:40′ta, her Cumartesi sabahı olduğu gibi 3 saatlik Yazılım Testine Giriş dersi vardı. Her zamanki gibi 8:30 civarında kalkarak kahvaltı yaptım, bir şeyler okudum, bir iki parça tıngırdattım ve ardından ağır ağır evden çıkıp 10:30′a doğru okula gittim. Her şey normaldi. Parçalı bulutlu bir Cumartesiydi. MM binasının önündeki ufak meydan yine boştu. Giriş katına geldiğimde asansör yine her zamanki gibi dersin yapıldığı 4′üncü katta bekliyordu. Çağırdım ve 4. kata çıkarak 402 numaralı sınıfa doğru yürümeye başladım. Koridor yine sessizdi, bittiği yerdeki çaydanlık ise kaynıyordu. Yine sınıfın kapısındaydım ancak bu sefer bir şeyler farklıydı. Çok sessizlerdi. Bütün bir sınıfın kamburu çıkmıştı ve kafalarını sıraya gömmüşlerdi. Sadık Hoca ayakta değildi. Tahtada ise hiçbir şey yazmıyordu. Sanki zaman durmuştu. “Yok canım, daha neler..” diyerek hocanın yanına gittim. Bana kanser olduğumu söylerken takınabileceği bir ifadeyle “Bir saat kaldı” diyerek uzattığı kağıdın sağ üst köşesinde Midterm yazıyordu.

Bir şeyler yapmam gerekliydi. Olan olmuştu ve değiştirebileceğim fazlaca bir şey yoktu. Dünyadan haberim yoktu işte. İfademi hiç bozmadım ve gözlerimi kapayarak başımı “Biliyorum” anlamında yukarıdan aşağıya hafifçe salladım. Tüm umudum dünyadan haberimin olmadığının ortaya çıkmayıp, aslında her şeyden haberdar ancak bir şekilde sınava geç kalmış bir öğrenci görüntüsü çizmekti. Sanıyorum başarılı da oldum. Ya da öyle sanıyorum. En önde boş bir yer buldum, oturdum. Saate hiç bakmadım. Saatle işim yoktu. Bir saatim vardı ve biraz önce dumanlı olan zihnim bir anda çalışmaya başlamıştı. Hızla sayfaları çeviriyor, sorulara göz atarak kafamda zaman/puan çizelgelerini çıkartmaya çalışıyordum. En iyisinin baştan başlayıp gidebildiğim yere kadar gitmek olduğuna karar verdim ve kalemimi çıkarttım. Bir saat varken ince hesaplara gerek yoktu.

Zaman aktı. İki dakikamızın kaldığı ve artık noktaları koymamız gerektiği söylendiğinde ilk kontrolüm bitmişti neyse ki. Başarmıştım. Artık puan önemli değildi. Elimden geleni yapmıştım ve sonradan öğrendiğim kadarıyla sınav sırasında icat ettiğim bir kaç test tekniğinden başkaca bir hatam yoktu. Saat 11.30 gibi binadan ayrıldım. Vizeleri kaldıramayacak durumdayken, başlamadan bitmişlerdi. Tek şekerli bir çaya ihtiyacım vardı.

March 27, 2007

Azıcık Işığın Peşinde YouTube’da!

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:50 am

2006 yazından beri, Gönül Turgut Özel Eğitim Kurumu ile birlikte yürüttüğümüz Azıcık Işığın Peşinde adlı projemizin ilk sergisinde izlediğimiz sinevizyon gösterimiz, yine onu hazırlayan Gönül Turgut Özel Eğitim Kurumu eğitmenlerinden Ulaş tarafından youtube’a “düşürülmüş“.

Geçtiğimiz yazdan beri bu keratalarla neler yaptığımızın dört buçuk dakikaya sığan güzel bir özetidir. Belge niteliğindedir. Her karesinde bir oturumluk muhabbet yatar. Eğer makalede ve videodaki etkinlikler hoşunuza giderse sakın evde yalnız denemeyiniz, geliniz bizle deneyiniz.

Dı-nı-nı-nı-ıınn.. Dı-nı-nı-nı-nı-nııı..

Onüç Günün Mektupları

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:04 am

Ali, son yazılarından birinde Cemal Süreya`nın Sevda Sözleri`nden bahsetmiş. Hemen arkasından okunmak üzere bir kitap da ben önereyim mi? Kitap deyince korkmayın hemen; bitirebilmek için öyle durakta dolmuşta otobüste sarmanıza gerek yok. Kısa bir kaç bölümden oluşuyor (”tamam, Oruç Aruoba da çok kısa yazar ama otobüs kaçar” demeyin, bu ondan da değil). Kendinizi verebileceğiniz -ve sonrasında da bir süre bir şeylerle uğraşmayacağınız- bir kaç saatinizi ayırın ve 1972 Temmuz`una gidin. Eşinizin on üç gün boyunca hastanede yattığı ve sizin, onsuz gittiğiniz her yerde -bir kahvede bile- kağıdı kalemi çıkarıp ona mektup yazdığınız o yaza…

Cemal Süreya / Onüç Günün Mektupları

Aslında, bu gibi özel kalması gereken şeylerin yayınlanması konusunda hala çekincelerim var. Hele hele bu kitapta olduğu gibi mektuplar da el yazısı ve çizimlerle birlikte birebir yer alıyorsa. Kapalı oturum tutanağı değil ya bu; belli bir süreden sonra gizliliğini yitirsin.

Kitaptan bir alıntı olarak, kendisi de şöyle düşünüyor:


Bir de şiir yazıyorum bu arada. Ayrı bir şiir. Uzun bir şiir. Hiç yayımlanmayacak. Sende kalacak. Bir şairin, sevdiğine en büyük armağanı, yayımlanmayan, hiç de yayımlanmayacak bir şiir olabilir. Böyle düşünüyorum. Her yıl böyle bir şiir yazacağım sana. Saklarsın. İstersen ben öldükten sonra yayımlarsın. Ben ölene dek yayımlamak yasak. İstersen sen de hayatın boyunca sakladıktan sonra Memo`ya verirsin. O ne isterse yapar.

Bir de, ideefixe bağlantısı filan vermiyorum (sanki bulamazsınız ya!). Kızılay`a gidip YKY’nin raflarında arayınız. Benzer kitapları “Yazarın tüm kitapları” ya da “O kitabı alanlar bunları da aldılar” bağlantılarından bulmayınız. En azından bu konuda eski köye yeni adet getirmeyiniz.

March 20, 2007

İyiler…

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:43 am

İyiler “reklamlarda” mutlaka kazanır.

Next Page »

Powered by WordPress