
YaP-PoZ…
Zamanın akışını, mekanı, hareketi, tanık olunan olayları ve bunların karşısında yaşanan duyguları fotoğraf aracılığı ile aktarmak; çoğunlukla kısa bir zaman dilimi içinde ve tek deklanşör atımında gerçekleşen bir eylemdir.
AFSAD – Kompozit Fotoğraf Teknikleri Atölyesi olarak; “zaman, mekan, hareket, olay, ve duygu” algılarını, bir’den fazla fotografik görüntünün tek bir sonuç ürünü oluşturacak kompozit bir yapı içinde aktarmayı hedefleyen; yaygın fotoğraflama eğiliminden farklı bir “gözlem, çekim, görüntü işleme ve sunma” çalışmaları gerçekleştirdik.
Ortaya çıkan ürünleri “YaP-PoZ” ismini verdiğimiz sergiyle 11 Nisan-24 Nisan arasında AFSAD Sergi Salonu’nda paylaşıyoruz.
Sergimizin ismi, parçalı görüntülerden oluşan “yap-boz” çağrışımı ile kompozit fotograflama eyleminin resim yapma deneyimine benzeyen, adım adım gerçekleşme sürecine atıfta bulunan “pozlama yapımı” çağrışımından ortaya çıktı.
Here comes C Tot De Derde (drums…)






Liverpool`dan yazın çalışmak için gelen ancak kız arkadaşı olduğu için Ankara`yı bırakamayan bir bohem.
———————————————————————————————————————-
A bohemian who came from Liverpool to work during summer but couldn’t leave Ankara now because of his girlfriend.


Para için çalmıyor gibidir. Yeterince dinlerseniz şarkılarında bir bütünlük sezersiniz.
————————————————————————————
He doesn’t seem like playing to make money. If you listen to him long enough, you will sense the subjective integrity of his pieces.


Ve işte karşınızda Jonathan Livingston… Dalış denemeleri yapmadığı bir anında onu fotoğraflamama izin verdi. Işık az olduğundan hız yapmamasını rica ettim ki düşük örtücü hızında bulanık çıkmasın. Daha sonra 170 Kms ile uzaklaştı… Acaba hangi hayatındandı bu fotoğraf?

Beypazarı`nda el dokuması yapan son usta olduğunu söylediğinde ilk aklıma gelen soru kendisinin yetiştirdiği, işini ondan sonra devam ettirecek biri olup olmadığıydı. “Kimse ilgilenmiyor ki oğlum; para da kazanamıyorum zaten, bugün bir tane bile satamadım” demişti.
Yalnız fotoğrafının çekilmesine de o kadar alışmış ki… “Tabi yavrum çek çek. Hep gazetelere dergilere çıkarım ben zaten” demişti ben sorunca. Tabi bu nedenle de ünlü bir amcamızmış meğer… (Kartında bile çalışırkenki fotoğrafı vardı) Hatta o kadar ki olayı anlattığımda Tripod`daki Mahmut Abi “Sen hazır çekilmişini vermediğine dua et” dedi.
Özellikle aşağıdaki fotoğrafta çalışıldığı hissi çok hoşuma gitti. Eller ve yüz yakın çekim yapılabilirmiş.


Beypazarı`nın çarşı girişinde yer alan bakkalın tezgahı; yağmur sonrası…

Beypazarı`nın kurulduğu tepenin eteklerindeki ara sokaklardan biri… Kapıyı çaldığımız kısmı çıkarılmış bir kapı kulbu olduğunu düşünüyorum.

Hemen Taş Konağın ilerisinde çarşıya girmeden sağda yer alan bir kafenin kapısı… Hoş bir yere benziyordu ancak oturmadık…

Her tarafının aydınlık olmasını 4-5 saniye pozlayıp bu sürede ışığı etrafında gezdirerek sağladım..

Evin dış cephesine aldanmayın. –Ben de görmedim ama- içerisinin ne kadar özenli ve düzenli olduğunu perdelerden tahmin edebilirsiniz. Isparta’nın eski evlerinin bir çoğunun kerpiç dış cepesi bu şekilde; ancak perdeler her şey anlatıyor.
Bu arada, gökyüzü üzerinde herhangi bir renk oynaması yok. Resim işleme programlarından en az bu gökyüzünün nasıl bu kadar güzel bir renkte çıktığını anlamadığım kadar anlamam.

Diş tedavimden dolayı şu elmalardan hatur hutur yiyemedim ama otobüsteki kalan 39 kişi hatur hutur yedi.. Bir üzerine 1 kilo alıp eve getirdim.. Ev arkadaşlarım da hatır hutur yedi..
