The opposite of love is not hate, it’s indifference. The opposite of art is not ugliness, it’s indifference. The opposite of faith is not heresy, it’s indifference. And the opposite of life is not death, it’s indifference.
Elie Wiesel / US News & World Report (October 27, 1986)
Aşkın karşıtı nefret değil, kayıtsızlıktır. Sanatın karşıtı çirkinlik değil, kayıtsızlıktır. İnancın karşıtı sapkınlık değil, kayıtsızlıktır. Hayatın karşıtı da ölüm değil, kayıtsızlıktır.
Elie Wiesel / US News & World Report (27 Ekim 1986)
Not: Beni bu insanla tanıştıran Altay Öktem‘e (bknz. Penguen / Yıldırım aynı yere iki kere düşebilir / 20 Nisan 2006) nacizane teşekkürlerimle efendim.
3 ay önce aldığım LKD Seminer-cg başkanlığı görevini dün bıraktım.
CETURK forum yöneticiliğini de dün bıraktığımı gözönüne alırsak; yakında evde oturunca bilgisayarımı sadece müzik dinlemek için açabileceğim ve hatta açmayabileceğim!
Bir kaç ufak şey kaldı.
İnsanın 4 senedir görmediği bir arkaşıyla geçirdiği bir kaç saatten sonra “özlemişim seni” demesi güzel bir şeydir. 4 sene, üstelik birbirlerinin bulundukları şehirlere uğramış olmalarına rağmen haberleşmemiş olmaları bile geride kalmıştır artık…
Eve gelip te bilgisayarın başına oturduğumda yapacağım şeylerin sadece o gün dinleyeceğim parçaları belirlemek ve arkadaşlarımdan gelen PowerPoint sunumlarını izlemek olmasını istiyorum.
Sabah otobüs durağında, bineceğim otobüsün gelmesine 2 dakika önce aklıma geldi; ancak eve dönüp te unuttuğum fotoğraf makinamı ve tripodumu almaya üşendim. Ne mi oldu; benim gibi eli boş gelmeyenler Kocatepe Camii`nin avlusunda ve Meşrutiyet Caddesindeki çeşitli yerlerde bol bol fotoğraf çekerken ben ellerim cebimde dolaştım. Ama makinamı unutmuş olsam da Fazlı Hoca`nın anlatacaklarını kaçıramazdım, elim boş ta olsa katıldım.
Bu akşamki gezinin amacı “Film zorlama” idi. Bu teknikte, negatifler normalden daha yüksek bir ISO değerindeymiş gibi kullanılıp banyo aşamasında normalden fazla yıkanarak aradaki eksik pozlama farkı kapatılıyor ve bu sayede gren yapısı değiştiriliyor. Yani, örneğin bu akşam yaptığımız (yaptıkları?) çalışmadaki gibi bir Kodak T-Max 400 filmi 3200 ASA`ya zorlarsanız, 9 dakika olan standart banyo süresi 17.5 dakikaya uzuyor ve daha grenli filmler elde ediyorsunuz. Ben de en kısa zamanda -bu sefer fotoğraf makinemi unutmadan- bireysel gezime çıkacağım ve ne zamandır uğrayamadığım karanlık odaya uğrayacağım. En son dernekteki karanlık odalarımız yenileniyordu, bakalım nasıl olmuş.
Geçen Cuma gününden beri uğraştığımız ofis taşıma işleri bitti bitiyor. Bugün savaş alanı gibi bir ofise girdikten yaklaşık 6 saat sonra bilgisayarımı açmış, çalışmaya başlamıştım bile, voila!
Yemekler mi, yine eski binaya gidiyoruz yemek için :-) Yaşasın yemek yemek.
Bu Pazar, yakın zamanlarda yapılacak 3. kur sergisi için hayvanat bahçesindeydik. Henüz bir çoğumuzun, “işte bunu sergiye koyacağım” dediği bir fotoğrafı olmadığı için Pazar günlerini mümkün olduğunca fotoğraf çekebileceğimiz yerlerde geçirmeye çalışıyoruz.
Ama hayvanat bahçesi benim için sinir bozukluğundan fazlası olmadı ve 2 saat boyunca tek kare çekmiş olarak ayrıldım. Artık peynir ekmek gibi satılan dijital fotoğraf makineleriyle hayvanların gözlerine gözlerine patlatılan flaşlar, tellerin arkasındaki hayvan önündeki hayvana baksın diye telleri ya da camları yumruklayanlar, çok yoğun bir et kokusu içinde 25 metrekarelik yerlerde yaşayan büyük kedilere yapılan `kükremeler’, maymunluklar ve diğer saygısızlıklar.
Bu hayvanları bu kadar yakından görmeyi hak etmiyoruz.
Göktürk Abi, durumu özetleyen soruyu en başından sormuştu zaten;
- Bu teller bizi mi onlardan koruyor; yoksa onları mı bizden?
- Onları bizden.
- Kesinlikle.