Dün katıldığım seminerin başlığıydı bu… Cengiz Akduman`ın konuşmacı olduğu seminerde, bir fotoğraf baskısının; banyo, kurutma gibi aşamalarında uluslararası standartlara göre değişiklikler yapılarak ortayan çıkan baskının arşiv baskı (literatürde “archival print” diye geçiyor) haline getirilmesi ve ömrünün 150 yıla kadar çıkarılması anlatıldı. Cengiz Akduman`ın 2 saat boyunca söylediği en önemli söz ise bana göre şuydu:
Bir arkadaşınıza bir anı fotoğrafı bile verecek olsanız arşiv baskı yapmadan vermeyin.
Bunun nedeni ise verdiğimiz fotoğrafın 10 sene sonra sararıp solması durumunda bunun “fotoğraf uzun ömürlü bir şey değildir” anlayışına neden olacağını ve bunun da Türkiye`de fotoğraf koleksiyonculuğunu baltalayacağıydı. “Yurtdışında bir fotoğrafa 100-200 bin dolar veriyorlar, bu adamlar deli mi de bu kadar para ödüyor?” diye sormayı da ihmal etmedi.
Koleksiyonculuk ve arşivcilik konusunda verdiği örnek de gerçekten çarpıcıydı: Uluslarası Fotoğraf Merkezi`ni ziyaretinde arşivlerini görmek istediğini belirtmiş ve randevu almasını istemişler. Ertesi gün randevu saatinde gittiğinde bir görevli eşliğinde arşive girmiş. Örnek olarak falancanın filanca fotoğrafını görmek istediğini belirttikten sonra fotoğrafın bulunduğu odaya gitmişler ve raflardan siyah büyükçe bir karton kutu (bir örneğini seminere getirmişti) çıkarılmış. Daha sonra kutudan jelatin bir zarf içinde fotoğrafı çıkartmışlar. Sadece alıcı durumundaysanız fotoğraf jelatinden çıkarılıyormuş ancak bu durumda da yarım metreye kadar fotoğrafa yaklaşabiliyormuşsunuz. Ancak bu sırada konuşmak yasak, fotoğrafa tükürük sıçrayabilirmiş. Karton kutulara gelince, tamamen asitsiz karton, asitsiz yapıştırıcı ve asitsiz kağıttan imal edilmiş. Jelatin zarflar da keza aynı şekilde asitsizmiş. Ancak, buna rağmen yanındaki görevli jelatin zarfı eldivenle tutuyormuş. Ha bu arada, bir gün boyunca kabul ettikleri ziyaretçi sayısının sınırlı olduğundan da bahsedeyim mi?
Bunları anlattıktan sonra Türkiye`de bunu yapan bir arkadaşından ve bu arkadaşının bu yaptıklarından dolayı dalga konusu olduğundan bahsetti ve ekledi “helal olsun, meğer ne doğru yapıyormuş çocuk”.
Bu aşamadan sonra işin teknik detaylarına girdi ve yaklaşık 1.5 saat boyunca arşiv baskının aslında ne kadar zahmetli olduğunu gördük. Öncelikle banyo aşamasına bildiğimiz 3 aşamadan (geliştirme, durdurma, sabitleme) farklı olarak 7-8 civarında aşama ekleniyor ve işin içine bir sürü kimyasal giriyor (Neyse ki bu kimyasalların sadece bir tanesi Türkiye`de bulunamıyor ve diğerlerinin bir çoğu Ankara`da üretiliyor). Banyo süresi de buna bağlı olarak uzuyor tabii ki. Ancak, bu kalitede baskı tekniklerini sadece “en önemli” fotoğraflarda kullanacağımızdan ve bu fotoğrafların en önemli amacının koleksiyoncuda uzun süre kalabilmesi olduğundan bu maliyetlerin aslında o kadar da önemli olmadığını gördük.
Kurutma ve presleme aşamaları için gayet pratik malzemelerden (çıtalar, sinek telleri, sunta lamlar, vs.) kurutma rafı, pressleme aleti gibi şeylerin yapımını da anlattıktan sonra kısa bir söyleşinin ardından bahsettiği teknikle baskısı yapılan, kurutulan ve preslenen bir fotoğraf örneği gördük. Üzerinde asitsiz kalemle atılmış imza, tarih ve arkasında “Archival Print” damgası vardı.
Sonuç olarak, böyle bir şeyden haberdar olmak güzeldi. Sanıyorum eve karanlık oda kurma aşamasına gelince fazladan bir kaç tank ve biraz daha fazla yer edinince gerisi çok zor olmayacak. Önemli olan bu alışkanlığı oturtmak olmalı, zira cidden banyo aşaması oldukça zahmetli bir hale geliyor.