Yaşa ulan!

December 31, 2005

Kamp sonrası planları

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 8:46 pm

Yaklaşık bir hafta sonra yollarına düşülecek kampın önünde bir engel kalmadığı belli olunca planlarım da yavaş yavaş kesinleşmeye başladı. Tabi bu planlar kampın yapılacağı 7-14 Ocak aralığından ziyade kamp bitişi ile tek dersimin finali arasındaki 14-21 Ocak arasını kapsıyor. Bu sürede Kaş`tan Antalya`ya geze geze gitmeyi düşünüyorum. Aradaki mesafe için 7 gün çok fazla olduğundan; ya Kaş-Demre ve Kumluca-Kemer arasını iyice gezerek gideceğim ya da son bir kaç günümü Antalya`da geçireceğim. Şimdilik 2-3 gün için Antalya`ya gitmektense; finalime girip sınav hakkımı da kullandıktan sonra gidip rahat rahat kalmak daha mantıklı gelse de tarihler konusunda plan yapmak istemiyorum. Aslında bu gibi gezilerde gidilecek yerler konusunda da ayrıntılı plan yapmamaktan yanayım ama bahsettiğim aralıkların dışındaki yerler bana tanıdık olduğundan özellikle oraları gezmek istiyorum.

Bu arada, yanıma alacaklarımı düşürken okuyacağım kitabı bile belirledim. Yanıma Nasuh Mahruki`nin okumadığım son kitabı olan “Yeryüzü Güncesi”ni alacağım. Tabii geçen haftalarda edindiğim “Köy Köy Türkiye YOL ATLASI”`nı almayı da unutmayacağım. Bu atlası özellikle böyle gezi planları olanların edinmesini tavsiye ediyorum. Sayfa sayfa düzenlenmiş bir harita olmasına rağmen tek parça kadar kolay kullanılacak şekilde düzenlenmiş ve çok ayrıntılı bir ölçeğe sahip: 1/400.000. Aradığınız köy, akarsu, zirve hakkında hiç fikriniz olmasa bile sayfa düzeni ve indeksi sayesinde bir dakika içinde bulmanız mümkün…

Umarım bu ufak gezi düşündüğüm kadar güzel geçer…

Ömer Hayyam’dan…

Filed under: Lirik — Baris @ 7:39 pm
Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi
Neden ölüme mahkum eder hepsini?
Yaptığı güzelse neden kırar atar
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?

December 30, 2005

Fiyasko

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:00 pm

Yarın sabah direksiyon sınavım var. Ama zamanında diferansiyel’e yaptığım gibi girmeyeceğim. Zira girersem yine zamanında diferansiyel’de yaptığım gibi 0 alma ihtimalim var.

Bugün akşam eski ev arkadaşım Hasan`la buluştuk ve araba kiralamaya gittik. Ancak oto kiralamacı amca 2 ay onda kalacak bir açık senet imzalatmak isteyince ve bunu benim üzerime değil de -ehliyeti olan o olduğu için- Hasan`ın üzerine yapmak isteyince durum hoşuma gitmedi ve vazgeçtim. Yine en iyisi Antalya`ya gittiğimde bizimkilerin çalıştırması gibi görünüyor. Bu şekilde ehliyetin Mart`a kadar sarkma ihtimali var ama benim de acelem yok zaten. Motora ayırdığım birikimimin bir kısmı uçtuğundan kredi işini bir kaç ay erteleyeceğim ve tekrar işe başladıktan 2-3 ay sonra alabileceğim canım motorumu

Sağlık raporu - Bölüm V

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 10:50 pm

Görev tamamlandı. Bana, 6 gün boyunca her gün Numune`ye gidecek kadar zamana ve yaklaşık 150 YTL kadar paraya mal oldu ancak sonunda “dalış kampına katılabilir” yazan bir rapor aldım. Bu maliyetin neredeyse bir dalış elbisesine denk olması ve bütçemi parça pinçik etmesinden dolayı artık bir elbise alamayacak olmam canımı sıkıyor ancak yapacak bir şey yok. Acımasız dünya, fırk fırk.

Hükümeti Teknokent partisi kursun!

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 10:46 pm

Bir önceki gün yine Teknokent`te parti vardı. Geçen seferkinden kalan anılardan dolayı (size bira açmak için birbiriyle yarışan Efes kızları, müzik, çerez ve sarhoş muhabbeti) koşa koşa gittim. Bu anıların üzerine sucuk-ekmek te eklediklerini görünce keyfim bir arttı bir arttı sormayın. O güzelim birayı süngerimsi bir bardakta vermeleri pek hoş olmadı ama sonuçta o bir Efes`ti ve yine tadı damaklarda kaldı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde (aslında saat akşam 6 buçuktu ama böyle söylemek işe heyecan katıyor) sahneye çıkan dans ekibi de çok estetik bir gösteri sundu. Gösteri, biradan dolayı mı güzel geldi yoksa zaten güzelmiydi orası biraz muallakta kaldı ancak kesin olan şey tüm Teknokent çalışanlarının ilgi odağı olduğuydu.

Ne diyim, artık bir Teknokent çalışanı olmasam da böyle güzellikleri haber veren arkadaşlarımın olması güzel şey…

December 29, 2005

Sağlık raporu - Bölüm IV (To be concluded)

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 7:17 pm

Of. Sağlık raporunda gerekli olan son imza yarına kaldı. Bugün 13:30`da almayı beklediğim sonuç belgesi meğer yarın alınıyormuş ve bugün sadece şimdiye kadar yapılan muayenelerde ve testlerde bir sorun olup olmadığının kontrolü için gitmişim. Adım okunmadı, adı okunmayanlarda sorun yokmuş ve yarın –Numune`deki 6. günümde- saat 15:00`te raporlarını alabilirlermiş. Artık bunun için bir kutlama yapılır.

December 28, 2005

Lay lay lom

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 5:10 pm

İyi haber: Ehliyet sınavının üç kısmından da geçmişim. Sadece direksiyon sınavım kaldı.
Kötü haber: Direksiyon sınavım bu Cumartesi ve şimdiye kadar sürücü koltuğuna sadece radyo dinlemek için oturdum. Cuma günü sınav turu olacakmış ehliyet kursunda; eğer öncesinde bir kaç saat çalıştıracak birilerini bulabilirsem (bu bir açık çağrıdır) sanıyorum halledebilirim.

Ömer Hayyam’dan…

Filed under: Lirik — Baris @ 2:40 am
Var mı dünyada günah işlemeyen söyle:
Yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.

Statik apnea - 271205

Filed under: Apnea — Baris @ 2:31 am

Bir hafta aradan sonra 14 saniye kadar gelişme; iyi gidiyor:

27 Aralık 2005: 4:55:40

December 27, 2005

Sağlık raporu - Bölüm III

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:05 pm

Bugün sabah 8:05`te hastanedeydim ve 8:20`de işim bitti. Üstelik bu süreye laboratuardaki adamla yaptığımız “okunan ve yapılan meslekler” konulu açık oturum da dahil. Bundan sonra yine bu kadar kısa sürelerde işim olacak ancak 2-3 gün daha hergün gideceğim.

Hastaneden sonra da Konur girişindeki Simit Sarayı`nda sıcacık poğaça & çay`dan oluşan bir kahvaltı yaptım ve meclise doğru giderken Olgunlar Sokak`ın girişinden hemen önce açılan Alkım Kitabevi`ne uğradım. Bir kitabı incelerken bana gezi kitaplarının yerini gösteren adamın “oturacak yerimiz var isterseniz oturarak inceleyebilirsiniz” demesi hoşuma gitti. Daha sonra gördüğüm bir sözlük entry`si ise durumu açıklıyordu. Şimdiye kadar sırf ortamından ve kağıt tabanlı poşet vermesinden dolayı İmge`den alışveriş yapıyordum ancak işi artık aralarında paylaşacaklar.

Sağlık raporu - Bölüm II

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 8:34 am

Dün saat 7`ye kurulu alarmı öğlen 12`de görünce; önceleri Numune`ye gitmenin gereksiz olacağını düşündüm. Daha sonra KBB muayenesinin 13:30`dan sonra yapılacağı ve röntgen sonuçlarının da 11`den sonra verileceği aklıma geldi. İşim uzun sürmeyecekti, saat 2 gibi uğradım. Önce kan tahlili yaptırmayı denedim, “Neden bu saate kadar kaldın?” diye azar işittim ve başım önde hemen röntgen sonuçlarını alıp KBB`ye uğradım. Burada dalışa çok hevesli olan ve gelecek sene serbest dalış grubuna gelmesi için ikna ettiğim uzman doktordan “geçer not” aldıktan sonra hastaneden ayrıldım. İşim sadece yarım saat kadar sürmesine rağmen hastanedeki ikinci günümdü ve ertesi gün (birazdan) sabahı kan verip, ondan sonraki gün (Çarşamba) sonuçlarını alıp, ondan sonraki gün (Perşembe) de kurula gidecektim. Bir rapor 5 güne ve bu kadar paraya mal olmamalı…

Umarım sevgili sağlık kurulumuz bir gün daha ileriye atmaz.

December 25, 2005

Turgut Özal`a Birlikte İntihar Önerisi

Filed under: Lirik — Baris @ 2:06 pm
Ülkemizi sizden,
Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan
Kurtarmak için
Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu`yla
Bir önerimiz var:

İntihar etmelisiniz!

Ben ve Buyrukçu bu konuda
Dostça omuz veriyoruz size.

Gelin, halkın önünde,
Üçümüz birlikte intihar edelim.

Yer: Kadıköy eski iskelesinin önü,
Gününü ve saatini siz saptayın.

Ülkemiz sizden kurtulsun,
Biz de bir işe yaramış olalım.

Cemal Süreya / 22 Ekim 1989

Arşiv Kalitesinde Baskı Teknikleri

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:46 pm

Dün katıldığım seminerin başlığıydı bu… Cengiz Akduman`ın konuşmacı olduğu seminerde, bir fotoğraf baskısının; banyo, kurutma gibi aşamalarında uluslararası standartlara göre değişiklikler yapılarak ortayan çıkan baskının arşiv baskı (literatürde “archival print” diye geçiyor) haline getirilmesi ve ömrünün 150 yıla kadar çıkarılması anlatıldı. Cengiz Akduman`ın 2 saat boyunca söylediği en önemli söz ise bana göre şuydu:

Bir arkadaşınıza bir anı fotoğrafı bile verecek olsanız arşiv baskı yapmadan vermeyin.

Bunun nedeni ise verdiğimiz fotoğrafın 10 sene sonra sararıp solması durumunda bunun “fotoğraf uzun ömürlü bir şey değildir” anlayışına neden olacağını ve bunun da Türkiye`de fotoğraf koleksiyonculuğunu baltalayacağıydı. “Yurtdışında bir fotoğrafa 100-200 bin dolar veriyorlar, bu adamlar deli mi de bu kadar para ödüyor?” diye sormayı da ihmal etmedi.

Koleksiyonculuk ve arşivcilik konusunda verdiği örnek de gerçekten çarpıcıydı: Uluslarası Fotoğraf Merkezi`ni ziyaretinde arşivlerini görmek istediğini belirtmiş ve randevu almasını istemişler. Ertesi gün randevu saatinde gittiğinde bir görevli eşliğinde arşive girmiş. Örnek olarak falancanın filanca fotoğrafını görmek istediğini belirttikten sonra fotoğrafın bulunduğu odaya gitmişler ve raflardan siyah büyükçe bir karton kutu (bir örneğini seminere getirmişti) çıkarılmış. Daha sonra kutudan jelatin bir zarf içinde fotoğrafı çıkartmışlar. Sadece alıcı durumundaysanız fotoğraf jelatinden çıkarılıyormuş ancak bu durumda da yarım metreye kadar fotoğrafa yaklaşabiliyormuşsunuz. Ancak bu sırada konuşmak yasak, fotoğrafa tükürük sıçrayabilirmiş. Karton kutulara gelince, tamamen asitsiz karton, asitsiz yapıştırıcı ve asitsiz kağıttan imal edilmiş. Jelatin zarflar da keza aynı şekilde asitsizmiş. Ancak, buna rağmen yanındaki görevli jelatin zarfı eldivenle tutuyormuş. Ha bu arada, bir gün boyunca kabul ettikleri ziyaretçi sayısının sınırlı olduğundan da bahsedeyim mi?

Bunları anlattıktan sonra Türkiye`de bunu yapan bir arkadaşından ve bu arkadaşının bu yaptıklarından dolayı dalga konusu olduğundan bahsetti ve ekledi “helal olsun, meğer ne doğru yapıyormuş çocuk”.

Bu aşamadan sonra işin teknik detaylarına girdi ve yaklaşık 1.5 saat boyunca arşiv baskının aslında ne kadar zahmetli olduğunu gördük. Öncelikle banyo aşamasına bildiğimiz 3 aşamadan (geliştirme, durdurma, sabitleme) farklı olarak 7-8 civarında aşama ekleniyor ve işin içine bir sürü kimyasal giriyor (Neyse ki bu kimyasalların sadece bir tanesi Türkiye`de bulunamıyor ve diğerlerinin bir çoğu Ankara`da üretiliyor). Banyo süresi de buna bağlı olarak uzuyor tabii ki. Ancak, bu kalitede baskı tekniklerini sadece “en önemli” fotoğraflarda kullanacağımızdan ve bu fotoğrafların en önemli amacının koleksiyoncuda uzun süre kalabilmesi olduğundan bu maliyetlerin aslında o kadar da önemli olmadığını gördük.

Kurutma ve presleme aşamaları için gayet pratik malzemelerden (çıtalar, sinek telleri, sunta lamlar, vs.) kurutma rafı, pressleme aleti gibi şeylerin yapımını da anlattıktan sonra kısa bir söyleşinin ardından bahsettiği teknikle baskısı yapılan, kurutulan ve preslenen bir fotoğraf örneği gördük. Üzerinde asitsiz kalemle atılmış imza, tarih ve arkasında “Archival Print” damgası vardı.

Sonuç olarak, böyle bir şeyden haberdar olmak güzeldi. Sanıyorum eve karanlık oda kurma aşamasına gelince fazladan bir kaç tank ve biraz daha fazla yer edinince gerisi çok zor olmayacak. Önemli olan bu alışkanlığı oturtmak olmalı, zira cidden banyo aşaması oldukça zahmetli bir hale geliyor.

Sağlık raporu - Bölüm I

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:35 am

Geçtiğimiz Cuma neredeyse gün boyu Numune Hastanesi`nde sağlık raporu peşinde koşturdum. Sabah 7`de kalktığımda ayın 23`ü olduğunu ve rapor için son tarihin 31`i olduğunu hatırladım. Günlerdir ertelediğim Numune macerasına başmak zorundaydım.

8`de sıraya girdim ve 16`ya kadar kah sırada sıra kavgalarına kulak tıkamaya çalışarak, kah sıra kavgalarına bizzat iştirak ederek zaman geçirdim. Onca koşturmaca sonunda akşam eve geldiğimde gerçekten pilimin bittiğini hissettim. Neyse ki (Polyanna anlatmaya devam eder) EKG, Akciğer grafisi, Timponometri (işitme testi ve kulak içi basıncı ölçme hikayesi), Waters grafisi (Sinüs röntgeni) ve Numune`nin “Dalış Sağlık Raporu” şablonunda olan psikiyatri, göz ve nöroloji muayenelerini tamamladım. Pazartesi günü sadece kan vermem, Cuma günü çekilen röntgenlerimi alıp Dahiliye ve KBB muayenelerini tamamlamam gerekiyor. Büyük ihtimalle kan tahlillerimin sonucunu ve “Dalış yapmasında sakınca yoktur” imzasını da Salı günü alabileceğim.

Yalnız, bir gün içinde hastanenin işleyişine dair o kadar çok şey öğrendim ki sağlık raporu için bir “Walkthrough” yazsam mı diye düşünmeye başladım. Bir sonraki sağlık raporu maceramı 2 güne ve toplamda 8 saate sıkıştırabilirim sanıyorum.

December 23, 2005

Cho Oyu eteklerinde caz konseri

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:26 am

Bugün Işıl`la, Tunç Fındık`ın Cho Oyu ekspedisyonunu anlattığı dia gösterisindeydik. Yaklaşık 100 diada adım adım zirveye çıktık ve oradan tekrar Nepal`e indik. Tunç Fındık`ın adını bir kaç hafta önce duymuş olmam ve duyduktan sonra sitesindeki uzun tırmanış listesini görmem bende biraz arka planda kaldığı hissi uyandırdı. Ya da ben yerli dağcıları yeterince araştırmamıştım.

Zirveye gelince, Cho Oyu, 8000`lik bir dağ olması ve en yüksek 6. zirve olması nedeniyle oldukça zor görünüyordu ancak dia başlangıcında Tunç Fındık`ın söylediği “Aslında yüksek irtifaya alışkınsanız fazla zor değil” cümlesini diaları görünce anlayacaktım. Mutlaka kendi içinde bir zorluğu vardır (Bir yolu bilmekle onda yürümek arasında fark vardır) ancak Cho Oyu zirvesi neredeyse Ağrı yüksekliğinde olan yaklaşık 5000 metre irtifadaki ana kampla başlayıp 6400, 7000 ve 7500 metre civarlarında kurulan 3 kamptan sonra zirve denemesini içeriyor. Buraya kadar normal sayılabilir ancak zirve dediğimiz şey aslında bir zirve için oldukça geniş bir plato; öyle ki zirve fotoğrafının bir ovada çekildiğini düşünebilirsiniz. Ancak, zirvede, Tunç Fındık`ın beraber zirve yaptığı yabancı arkadaşıyla karşılıklı olarak adlarını unutmaları (oksijen yetersizliği) bile ufak bir ayrıntı olmasına rağmen aslında ne kadar kolay göründüğünü ve aslında ne kadar zor olduğunu anlatıyor.

Gösterinin yapılacağı Türk-İngiliz Kültür Derneği`ne vardıktan sonra 20`de başlaması gereken dia gösterisi neredeyse 20.15`de başlamıştı ve bizim 21`de bir konsere yetişecek olmamız nedeniyle bu gecikme habire kalacağımız kısımdan çalıyordu. Sonunda dia gösterisi başladı ve adım adım yükselmeye başladık. Saat 20:40 gibi “Zirve yapsınlar çıkalım” dedik, olmadı. Dialar bitti sorulara geçildi, “Aklıma bir soru geldi, sorayım çıkalım” dedim, olmadı. Sonunda saat 21:10 gibi sunum sonunda ayrılabildik salondan… Sorum ise ekspedisyonun maliyeti ve sponsor bulup bulmadığıydı; maliyetin 5-6 K$ olduğunu ve bu kadar parası olmadığını söylediğinde dayısının “E ben vereyim git tırman” dediğini anlattı ve ekledi “Hayır diyemedim”.

Konser başladıktan sonra yola çıkmıştık, aklımız hala da Cho Oyu`daydı, konser salonunun yerini bilmiyorduk ve elimizde sadece adres vardı (Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi, Sıhhiye) ve üstelik burayı bilmeyen bir taksi şoförüne emanettik. Sora sora 21:30 gibi girebildik salona…

Okuldaki sergimizde tanıştığımız Murat Bey`in “Siyah-beyaz çalışıyorsun, güzel kareler yakalarsın” diyerek davet etmesi üzerine makinamı kapıp gitmiştim ve aslında Grup Kaçkar olarak yaptıkları müzik hakkında fikrim yoktu. Ama fotoğraf çekmekten çok onları dinledim. Neredeyse tamamı enstrümantal olan parçaların katılımcıları arasında bas gitar, elektro gitar, ney, ud ve piyano gibi çok farklı hisler uyandıran enstrümanlar olmasına rağmen yoğurulan hamur tek renkti, keyifliydi. Bundan sonra afişlerini görüp de konseri kaçıracağımı sanmıyorum.

Bir de, bugün bu kadar şeyi gözden çıkarıp serbest dalış antremanına gidemedim. Hastalık dışında ilk ekişim oldu. Artık usturmacaları filan da kullanarak denize yönelik antreman yaptığımızdan diğer antremanlardan daha önemli bir şey kaçırdım ama ne demişler: “Her seçiş bir vazgeçiştir”.

December 22, 2005

Care Bears in Iraq

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 6:58 pm

Do you honestly think that...

Sonunda biz de öğrenci olduk

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 4:13 pm

Birinci sınıftan beri neredeyse bütün üniversitelerde olup ta bizim okulda olmayan gazetelerde öğrenci fiyatı uygulamasının neden uygulanmadığını merak eder dururum. Hatta Cumhuriyet`i bir kaç kez arayıp sormuşluğum vardır. Sonunda dün; kantinde öğrenci damgalı Cumhuriyet gazetesini gördüm. Bir yaşıma daha girdim. Meğer bu uygulama geçen sene başlamış ta haberim yokmuş. Bir etkim olduysa ne mutlu bana…

Aslında bizi neden senelerdir öğrenci yerine koymadıklarını hala merak ediyorum ama daha fazla kurcalamam sanırım.

Ömer Hayyam’dan…

Filed under: Lirik — Baris @ 2:13 am
Beni özene bezene yaratan kim? Sen!
Ne yapacağımı da yazmışın önceden.
Demek günah işleten de sensin bana:
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

362 Barış, araziye…

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:52 am

Artık Doğa Derneği`nin 362 numaralı üyesiyim. Bugün AFSAD 1. Kur`dan Işıl`la beraber gidip üyelik formlarımızı ve fotoğraflarımızı verdik. Ardından çıkıp bir saat kadar Natura Cafe`de oyalandıktan sonra (burada elma dilimli patates yiyip yanında bira içerseniz ömrünüz uzuyor) tekrar derneğe dönerek fırından yeni çıkmış olan kimliklerimizi aldık ve sırıtarak ayrıldık. Bu sefer, sürekli yaptığımız gibi, insanların çalışmalarını engelleyip onları lafa tutmadık çünkü herkes toplanmış çıkıyordu.

Geçen hafta gönüllü formunu doldurmaya zaman bulamamıştım ancak en kısa zamanda ilgi alanlarım doğrultusunda bir işin köşesinden yapışacağım. Haydi hop hop hop.

December 21, 2005

Ömer Hayyam’dan…

Filed under: Lirik — Baris @ 3:25 am
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!

Eskişehir`den Renkler II

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 3:06 am

Dün akşam bizim Güzel Sanatlar bölümünden bir hocamızın (sergi vesilesiyle tanışmıştık) tavsiyesi ile Galeri SanatYapım`daki Eskişehir`den Renkler II adlı karma sergiye gittik. Hocamızın bizi sergiye çağırmaktaki asıl amacının yılların fotoğrafçısı ve bu serginin galeri sahibi İbrahim Demirel`le tanışmaktı. Amacımıza da fazlasıyla ulaştık. En başta karma sergiden karma fotoğraf sergisini anlamamıza rağmen sergide sadece resim ve heykel olması bizi biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil. Böyle bir sergi ilk kez katıldığım bir şey olduğundan ve bu konuda bir birikimim olmadığından karşısında durduğum resimlerin anlatmak istediklerini çoğu zaman anlamadım desem yeridir. Olsun, ne demiş Ara Güler Picasso resimleri hakkında; “Ben de anlamıyorum, zararı yok. Anlamadığımız için mühim zaten. Herkes anlasa bu kadar mühim olmazdı.” Elbet bir bildiği vardır diyelim.

İbrahim Demirel`le tanışmaya gelince; içilen şaraplarla (şarap ikramından daha güzel bir ikram var mı?) daha da güzelleşen ve 1-1.5 saat süren bir sohbetten sonra İbrahim Demirel`in tanışılması gereken bir insan olduğu konusunda hemfikirdik. Özellikle galerinin alt katlarında “dostlarımı ağırlıyorum ve zaman geçiriyorum” dediği kendi evi gibi döşenmiş sayısız (gerçekten sayısız) antika, resim, fotoğraf, dia, kitap, fotoğraf makinesi ve diğer özel eşyalarının bulunduğu kısımda daha yeni tanıştığı bu 4 genci “gezin dolaşın, çıkarken ışıkları şuradan kapatırsınız” diyerek yalnız bırakması ve daha sonra sergide onca konuk varken orada olduğumuz süre boyunca sadece bizimle ilgilenmesi çok hoşumuza gitti. Zamanında Türkiye`deki ilk 80-200 mm objektifi kullanmasından dolayı adının “80-200 İbrahim”`e çıkmasından tutun da elindeki Nazım arşivi yüzünden başına gelenlere kadar bir sürü anı dinledik.

Babam Ahmet Altan`ın “Yürekleriyle Konuşan, Gözleriyle Gülen Kadınlar…” adlı yazısını (şiir?) yolladıktan sonra şu notu düşmüştü bir kaç hafta önce: “Tecrübe kazanmanın, yaşamdan çaldığı zamanlardan biraz tasarruf etmen için”. Böyle insanlarla tanışmak, konuşmak da aynen böyle tasarruflar sağlıyor. Çünkü temelde yürüdüğümüz bir yol var ve bu gibi insanlar bizden oldukça önde yürüyorlar. Mutlaka anlatacakları bir şeyler var (çünkü bizden fazla yürüdükleri bir mesafe var) ve bu şeyler yolun bizim henüz görmediğimiz yerlerine ait.

Statik apnea - 211205

Filed under: Apnea — Baris @ 2:44 am

Sonunda iyi bir derece; en yüksek derecemi 1 saniye civarında geliştirdim. Ama en yüksek 2.5-3 yapabildiğim koca 2 haftadan sonra bünyeye iyi geldi. Bütüm mesele konsantre olmakta… Eğer aklınızda yetiştirmeniz gereken bir ödev, ya da kız arkadaşınızla problemleriniz varsa işe yarar bir süre beklemeyin. Ne zaman tüm planları, dertleri ve düşünmem gereken diğer herşeyi kafamdan çıkartıp sadece hafif dalgalı bir su yüzeyi ya da dipteki koyu mavilik gibi basit ve değişken olmayan şeyleri düşünmeyi başarıyorum, 4 dakikanın üzerine çıkabiliyorum. Kamptan önce 5 dakika yapabilir miyim ki?

21 Aralık 2005: 4:41:10

December 20, 2005

Ömer Hayyam’dan…

Filed under: Lirik — Baris @ 1:35 am
Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.

December 19, 2005

Ağrı zirvesinde bir görme özürlü

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 2:11 pm

Bu öyküyü, geçen hafta AFFT`den arkadaşlarla yaptığımız şarap gecesinde dinlemiştim. 2000 yılında, görme özürlü bir dağcının; yer yer ODTÜ DKSK antrenörü Nevzat Öntaş`tan zil ile yardım alarak -ki daha sonra görme özürlü dağcı Necdet Turhan`ın antremanlarında da bu yöntemi kullandığını öğrenecektim- Ağrı`da zirve yapması ile ilgiliydi.

Bugün bu olay aklıma geldi ve internette konu ile ilgili ufak bir araştırma yaptım ve Necdet Turhan`ın 6 günlük Ağrı ekspedisyonlarını anlattığı liste postalarına ulaştım. Aşağıda bağlantıları olan bu 2 ileti bir görme özürlünün şehrin ortasında yaşadığı zorluklara rağmen fırsat verildiğinde Türkiye`nin en yüksek noktasına bile ulaşabileceğini anlatması açısından önem taşıyor.

İkinci yazı ilkinin devamı…

1) Ağrı Öyküm / Necdet Turhan
2) Ağrı Dağı`nda 6 gün / Necdet Turhan

Müşteri Hizmetleri (mi?)

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:44 am

Yeni kredi kartım geldiğinden beri internet bankacılığı hizmetlerinden yararlanamıyordum çünkü şifrem kabul edilmiyordu. Sonunda da yanlış şifre girmekten hesabım bloklandı ve ben de “şifremi unuttum” kısmından yeni bir şifre oluşturmayı denedim doğal olarak.

Ancak sayfanın çalışma şekli pek doğal değildi. Kredi kartımın son 4 hanesini ve güvenlik koduyla beraber ad & soyadımı doğru girmeme rağmen hiçbir uyarı vermeden ilk giriş sayfasına dönüyordu. Sonunda dün akşam Yapı Kredi Müşteri Hizmetleri`ni aradım. Derdimi anlattıktan sonra “Tarayıcı olarak Firefox kullanıyorum, acaba sorun bundan olabilir mi?” dedim. Sanki arayıp ta bulamadığı gökkuşağı altı altın kübü gibi hemen “Aaa evet ondan” dedi. Ben de “bilgisayarımda IE yok ve yakınlarda bir Windows yok maalesef, şifre değişikliğini telefondan halledemez miyiz?” dememle beraber 2-3 saniyelik dumura neden olan cevap geldi: “Lütfen bilgisayarınıza IE yükleyerek tekrar deneyin”.

Bu adımdan sonra aklımdan geçen ilk şey bu müşteri hizmetlerinde çalışan bayana “Ama o zaman bir emülatör kullanmam gerekir ve sisteminde kurulu bir Windows olmadığından dışarıdan bir IE kurulumu ile beraber bir sürü DLL toplamam gerekir” diyerek kafasında soru işaretlerinden bir bukle yapıp üzerine de bir kurdela takmaktı. Yapmadım. “Peki” deyip kapattım telefonu ve uslu uslu Windows kullanan bir arkadaşımın bilgisayarından hallettim işimi… Şimdi düşünüyorum da; “Fwd: fwd: Çok komikkk” şeklinde başlayan bir e-postaya dönüşebilecek bir diyalog çıkabilirdi buradan… Pişmanım.

Next Page »

Powered by WordPress