Cumartesi günü güzeldi başlamıştı aslında.. Evde kitap okuyarak geçen bir günün akşamında leziz bir mantarlı tavuk sote yaptım ve Ceren`i yemeğe çağırdım. Sonrasında da sinemaya (Testere II) gitmeye karar verdik ve Büyülü Fener Sineması`ndan biletlerimizi alıp kalan bir saatte Kızılay`da dolaşmaya karar verdik.
Karanfil`in Gima tarafındaki büfeyi 15 metre kadar geçmiştik ki ben her Karanfil`e girdiğimde yaptığım gibi elimi çantama atıp kontrol ettim. Açıktı ve cüzdanım yoktu.. Çevreme bakınırken onca yürüyen insanın arasında benim yaşlarımda biri şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. Acaba rastgele mi bakıyor diye bir süre ben de ona baktım ama yaklaşık 10 saniye boyunca başını çevirmemişti. Olayı gördüğünü ancak bir şey yapamadığını anladım ve yanına gidip “Adamları gördünüz mü?” dedim. “Üç kişiler, biri kirli sakallı ve takım elbiseli ve metroya girdiler” dedi.
Olay muhtemelen çantayı kontrol etmemden 4-5 metre geride olmuştu. Metroda yürüyen merdivenden inmeden kredi kartım iptal edilmişti ancak ortada hala kayıp bir cüzdan vardı. Metroya girip tanıma uyan birilerini aramaya başladık. Sorduğum kişilerden biri erkekler tuvaletine bakmamızı önerdiğinden oradaki kişilerin teker teker çıkmasını bekledim. Hatta bir tanesi içeride fazla kaldığından kapıyı fazla “çalmışım” biraz; içeriden sadece şaşkın halde gençten bir çocuk çıktı. Sonra yine metro çarşısına dönüp Samatya tarafındaki çıkışın oradan geçerken tam da biri kirli sakallı ve takım elbiseli üç tane adamla karşı karşıya geldik..
Onlara doğru yürüdüğümde takım elbiseli olanın başıyla beni işaret edip diğerine bir şeyler söylemesi herşeyi ortaya çıkarmıştı ancak kesin kanıt yoktu. Biraz da üzerlerine gitmek ve belki de laf almak için “Buralarda tam da sizin gibi biri kirli sakallı ve takım elbiseli üç kişi gördünüz mü?” dedim. Doğal olarak görmediklerini söylediler. Ancak takım elbiseli olan tedirgin ancak tehditkar bir şekilde onu tarif edip etmediğimi ve neden aradığımı sormayı ve aradığım kişileri bulursam üzerindeki “emanet”i kullanmayı teklif etmeyi de eksik etmedi sağolsun. Adamların bunlar olduğu ve aba altından sopa gösterdikleri belliydi. Ama sonradan neden yaptığımı anlamadığım bir hareketle oralarda biraz daha dolaşıp hareketlerini izlemeyi tercih ettim. Başka bir tarafa 20 metre kadar yürüyüp geri döndüğümde aynı yerde metro güvenlik görevlisini gördüm; tabi adamlar da kanatlanmıştı.
Burada ilginç olan adamların kaçmış olması değil de tam o sırada yanıma yaklaşan bir temizlik görevlisinin “Abi onlar hırsızdı neden polise haber vermedin?” demesiydi. Yani benim emin olmaya çalıştığım bilgi zaten metro çalışanlarınca biliniyordu. Daha sonra yanıma yaklaşıp durumdan her nasılsa bilgi sahibi olan çeşitli vatandaşlar da polise gitmemi ve onları bulup bulmadığımı sordular. Şu örnek aklıma geldi şimdi yazarken; ben aradığım şey için Milli Kütüphane`de sabahlıyordum ama aslında bu şey günlük bir gazetenin manşetindeydi (bu adamcıkların bu kadar ünlü olmalarına rağmen nasıl hala özgür olduğunu ise polise gittikten sonra anlayacaktık).
Oralarda biraz daha dolandıktan sonra Necatibey Karakolu`na gittik. Tabi burada duruma gayet alışkın polisler ve bizim gibi cüzdan çarptıran iki üç kişi tarafından karşılandık. İfademiz alındı, kaybettiğim belgeler ve nakit (son 15 YTL’m) bilgisiyle birlikte bir ifade oluşturuldu ve imzaladım. Bu sayede nüfus cüzdanımı ücretsiz ve dertsiz olarak tekrar çıkarttırabilecekmişim ve 21.15 itibariyle bu belgeler benim sorumluluğumda değilmiş.
Adamların özgürlüğüne gelince.. O kadar yaşadığım şeye rağmen imzalı ifademde yazan şey açıktı:
21.15 sularında çantamdan cüzdanım çalındı ancak çalanları görmedim
Yankesicilik biriminden bir polisin; böyle bir olaydan sonra bir tane bile şahit bulamayacağımdan, suçüstü (gayet açık bir şekilde elini öne uzattı “Adam cüzdanı alıyor” dedikten sonra sıkıca koluma yapıştı ve “koluna yapışıyoruz” dedi) yapılanların bile savcılık tarafından aynı gün salındığından, Kızılay`da aslında 100-150 tane sivil polis olduğundan ve olay anında adamları görmediğim için aslında verdiğim bilgilerin kanıt olarak kullanılamayacağından bahsetti. Zamanında yanlışlıkla bir öğretmeni bu şekilde içeri aldıklarını ve yanlış bilgiden dolayı başlarına iş açıldığını, benim durumumda da adamların yakalanması durumunda polislere dava açabileceğinden bahsetti. Sık kullandığı bir ifade ise “Kişisel özgürlüklerin kısıtlanması” idi.
Olayın sıcaklığıyla şu an mantıklı gelen anlatılanlar o an –konuşma içeriğinden ziyade yanımıza daha sonra gelen komiserin tavrıyla da ilgili olarak- mantıklı gelmemişti. Sertçe “Peki, işim bittiyse gidiyorum” dedim. Yankesicilik biriminden olan polis daha ifade vermem gerektiğini ve o an öyle hissetmemin normal olduğunu söyledi. İfademi verdim, kayıp belgeleri ve nakiti tekrar listeledim. Tabi bu arada mantığım yerine gelmişti. Karakoldan çıkarken elini sıkmayı ihmal etmedim; o da kimlik için yapmam gerekenleri anlattı tekrar.. İnsanın içinde böyle bir durumda polisle karşılaşınca bir güven hissi uyanır. O gece uyanmadığını söyleyebilirim.
Bu sabah Beypazarı`na çekim gezisi olduğundan erken kalkmam gerekiyordu. Ama 2`ye kadar uyuyamadık ve çay içip başka şeylerden konuştuk.
İnsanın aklına ilk anda gelen şey kredi kartı.. Ancak olay tamamen atlatıldıktan sonra aslında paradan daha değerli olan şeyler geliyor akla.. Ananemin, dedemin ve diğer sevdiğim insanların fotoğrafları.. Bu fotoğraflardan birkaç vesikalığın bir diğer kopyalarının olduğundan emin olmamam.. Bu fotoğrafların aslında bana 15 YTL`den daha büyük zarar verdiğinden haberi bile olmayan insanların elinde olması.. Her türlü özel bilginin yazdığı ufak tefek kağıtların da yine bu insanların elinde olması.. Pazartesi sabahı yeni bir nüfus cüzdanım, 10 gün içinde arkası imzalanmak üzere beni bekleyen POS cihazı çizikleri olmayan gıcır bir kredi kartım, belki yeni bir ODTÜ Teknokent kimliğim, 3 gün sonra yeni bir öğrenci kimliğim olacak. Ama o fotoğrafları tekrar nasıl bulurum bilmiyorum.
O adamların sahip olduğu ünü düşünerek Karanfil`de tekrar karşıma çıkacaklarını biliyorum. Gidip istemek de aklımdan geçmiyor değil..
Size diyeceğim, bu olay kötü bir olay değil aslında. Öyle görünüyor ama sistemimizin doğal bir parçası… Nasıl bir çitanın bir ceylanı parçalayıp mideye indirmesi kötü hissettiren ama sistemin kendisinin yarattığı bir olaysa bu da öyle.. Neden mi? Bir kaç gün önce gönderdiğim “In the Ghetto” nun sözlerini bir kez daha okursanız anlayacaksınız…
Öneriler:
* Cüzdanınızı her an kaybolacakmış gibi doldurun. Benim kullandığım gibi çantaların -ve aslında bir çoğunun- içinde ayrıca fermuarlı cepler oluyor. Bunların anlık bir olayda ulaşılması çok zor. Tıpkı cüzdanımın bir santim yanındaki cep telefonumun çalınmamış olması gibi.. Kredi kartlarınızı kartvizitliklerde bulundurup bu gibi bir gözde taşıyın. Gerçekten özel ve değerli şeyleri de evde bulundurmaktan iyisi yok sanırım.. Fazla nakit bulundurmasanız da iyi edersiniz.
* Olaydan sonra karakola gitmeyi ihmal etmeyin. Nüfus cüzdanı gibi belgelerin sorumluluklarının sizden çıkması aslında çok önemli olaylar.
* Kullandığınız bankaların 444 ile başlayan telefonlarını öğrenin. Ezberlemesi kolay; Yapı Kredi Bankası 4440444, Garanti Bankası 4440333 (alan kodu gerekiyor), İş Bankası 4440202 (alan kodu gerekiyor). Cüzdanımın yokluğu farketmemden 2 dakika sonra kartlarımın iptal edilmiş olması bu sayededir.
* Polislerin ve güvenlik görevlilerinin aslında elimizin kolumuzun bağlı olduğunu hissettiren ve benim yasalar hakkında biraz daha fikrim olmasını sağlayan konuşmalarının dışında söyledikleri yararlı bir şey daha vardı..
Çantanı önüne al da yürü…
Çantanızı önünüze alın da yürüyün..