Yaşa ulan!

September 30, 2005

Yeniden bitmezsin..

Filed under: Lirik — Baris @ 12:09 am

Aldığın her nefesi firsat bil, ot değilsin yeniden bitmezsin.

Ömer Hayyam

September 29, 2005

And stop crying your heart out..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:36 am

Kelebek Etkisi (Butterfly Effect) ‘nin sonunda Evan ile Kayleigh‘nin “belki de son kez” karşılaşmalarında çalan parçayı buldum ve tüylerim tekrar diken diken oldu:

Oasis / Stop Crying Your Heart Out


Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You’ll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out

Not: Şöyle de bir haber aldım ki olmasa daha iyiydi. “Tadında bırakmak” deyiminin ingilizce karşılığı yok mu yahu?

September 26, 2005

Çekim gezisi ve yeni ev arkadaşı

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:39 am

Bugün sabahtan Cumartesi’ye alınan gitar kursunun boşluğunu geçen geceki 3 saatlik uykuyu telafi ederek doldurdum. Yine de 9′a kadar uyuyabilmeme rağmen pillerim şarj oldum sanıyorum (Şebnem Ferah konserinde dedektör dizlerimde bile ötünce güvenlik görevlisi “Sen demirden mi yapıldın?” demişti ama bir cyborg olduğumu ondan gizlemiştim).

Öğlen 12:30 gibi evden ayrılıp seminer özeti ve sonrasında çekim gezisi için Afsad’a gittim. Kısa bir tekrarın ardından makinelerimizin ışık ölçerlerinin nasıl kullanılacağını öğrendik ve yoklama alıp kafa sayarak düştük yollara. Büklüm Sokak’tan Seğmenler Parkı’na kadar uzanan yokuş biraz yormasına rağmen orada keyfim yerine geldi.

Fazlı Hoca ve asistanlarının kurduğu üç tane makinede geniş/dar (300 mm istiyorum) açı, makro objektif ve net alan derinliği konularının örneklerini gördükten sonra bugünkü çekim konularımız olan net alan derinliği ile diyafram ilişkisini ve örtücü hızının fotoğraftaki hareket hissine etkisini gösteren fotoğraflar için parkta dağıldık. Daha ilk fotoğrafımda büyük elçilik’teki bir terminatör tarafından uyarılmama rağmen hayata küsmedim. Net alan derinliği için bir kulübeyi, hareket konuları için de ufak bir yapay şelale ile bugün tanıştığım Murat Bey’in köpeği Tarçın‘ı fotoğrafladım (Evet, bu şirin şeyin bir web sitesi var). Bu arada Murat Bey’in de bir ay içinde temel eğitim seminerlerine katılacağını öğrendim. Konu ararken saat 6 olmuş ancak ben bunu Fazlı Hoca’nın telefonu ile farkettim. Ancak, özetle, ilk günde makineyi çizdirmeme, kotumda Tarçın’ın salya lekesi olmasına ve sağda solda makineyi sabitlemeye çalışırken bir yerimi ağrıtmama rağmen çok keyif aldım. Gelecek hafta Ankara Kalesi, ondan sonraki hafta da Eğridir Gölü’nde bu keyfe kaldığım yerden devam edeceğim.

Seğmenler Parkı’ndan sonraki durağımız Natura Cafe oldu (Menüdeki herşeyi denemek istiyorum). Burada çay içip bir şeyler atıştırırken bir yandan da birbirimizi tanıdık. Son olarak da giderek azalan kişi sayısı (en son iki) ile son durak Kızılay’dan dolmuşa atladığım gibi eve geldim.

Ve yeni bir gelişme.. Yeni ev arkadaşımız bugün taşındı. Bir kaç aydır gelen gidenler olmasına rağmen hiçbirinden ses çıkmamıştı ancak bu sefer oldu galiba. Bir ayrıntı ise yeni ev arkadaşımızın bir bayan olması. Daha önce karşılaşmadığım bir deneyim olduğu için bizde ve ortamda nasıl bir değişiklik olacağını henüz kestiremiyorum (Acaba şirkete bayan çalışan gelince olduğu gibi bir anda sohbetin seviyesi yükselirmi).

Yeni ev arkadaşı nedeniyle boşaltmak zorunda kaldığımız odadan çıkan 48 tane Efes şişesini ise çapraz kurdan bir adet Kayra Tılsım adlı beyaz şaraba yatırdım. Eeee alkolden aldığını alkole yatıracaksın ki bir dönüşüm olsun. Yoksa gelen gider gelen gider sonunda elinde kalan sadece Efes kapakları olur. Bu akıllıca yatırımın ileride kendi kendine birikip bir mahzene dönüşmesini umut ediyorum.

İyi geceler.

September 25, 2005

Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:41 pm

Büyüyünce olacağım kişi

Büyüyünce bu amca gibi olacağım..

ODTÜ Vişnelik’e alkol sokmak insanın kendine yakışanı giymesidir

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:15 am

Ve işte bir hizmet daha.. İki denemede %100 başarı sağlanmış bir yöntem. Eğer ODTÜ Vişnelik Tesislerine alkol sokulamamasını (peh) ve içeride ufacık ufacık üstelik de Fosters gibi biralar satılmasını kınıyorsanız işte size içeriye Efes (Bira bu kapağın altında) sokma yolu:

Efendim önce Efes’leri alırsınız. Kaç tane alacağınız sorusu içeriye kaç tane sokmak istediğiniz ve yolda dayanamayıp kaç tane içeceğiniz parametrelerine bağlı. Efes’leri alıp bir ceketin iç cebine koyarsınız. Buradan sonra ceketi elinize alın ancak biraların şişkinliği kolunuzun altında kalsın. Kapıdaki aramada ise kollarınızı iki yana açarak –ve dikkati ceketten uzaklaştırarak- görevlilerin “rahatça” bel ve bacaklarınızı aramasına izin verin. Voila! Afiyet olsun.

Yakalanırsanız sizi tanımıyorum.

Sonunda boğulmak olsa da benim o sularda yüzmem gerek..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 1:06 am

Şebnem Ferah 24/09/05 Vişnelik Afiş

ODTÜ Vişnelik‘te Mor ve Ötesi ile tatlandırılmış Şebnem Ferah.. Zaten herşey çok güzel giderken bir de seyirciler arasında olan Mor ve Ötesi elemanlarının Şebnem’i kırmayıp sahneye atlayarak Sevda Çiçeği’ni söylemesi yemeğin baharatı oldu.

2 saati biraz geçen konserde ağırlıklı olarak Can Kırıkları ve Kelimeler Yetse adlı albümlerinden çaldı. “Hala daha bundan daha iyisini yapmak için uğraşıyorum” dediği “Bu Aşk Fazla Sana” gibi eski parçalarını da söyledi. Eve geldikten sonra bacaklarımın ağrıdığını ve sesimin hafif çatallaştığını hissettim ama çok keyif aldım. Ayrıca Can Kırıkları albümünün ikinci klibinin de Çakıl Taşları’na geleceğini öğrendik kendisinden.

Yalnız konserin son kısmında gitarını sağ elinde havaya kaldırıp seyircileri selamlarken gitardan düşen açık renkli ufak tefek cismin pena olduğuna kanaat getirip konserden hemen sonra sahneye çıkıp aramama rağmen bulamadım. Ya benden önce başka bir uyanık çıkıp aldı ya da yanlış gördüm. Artık bir başka sefere..

Ben bir mülteciyim
Kendi yüreğimden başka sığınacak yerim yok, yurdum yok
Ben bir mülteciyim
Yüreğime sığındım, burada savaş çıksa bile ölen yok
Tüm hayallerin sonsuzluğa ve sona erebildiği yerdeyim..

September 23, 2005

There is no point in waiting..

Filed under: Lirik — Baris @ 3:39 pm

There is no point in waiting.
The train stopped running years ago.
All the schedules, the brochures,
The bright-colored posters full of lies,
Promise rides to a distant country
That no longer exists.

Not: Yazarini bilenler haber verirse sevinirim.

..So don’t fuck with us..

Filed under: Lirik — Baris @ 3:31 pm

“We are the middle children of history, raised by television to believe that someday we’ll be millionaires and movie stars and rock stars, but we won’t. And we’re just learning this fact. So don’t fuck with us.”

Not: Yazarini bilenler haber verirse sevinirim.

September 21, 2005

Artik kahvede degilim..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 3:03 pm

Serkan beni RSS’im bozuk oldugu icin kahve‘den cikardi. Boouueeeee..

12 Dev Adam havlu attı: 57-66

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:43 am

Yorumsuz..


12 Dev Adam havlu attı: 57-66

Kararsızlığın Sonu Episode II / Return of the Chopper

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:27 am

Uzunca bir süredir hayalini kurduğum Yamaha FZ6 Fazer‘dan vazgeçip tekrar bir Chopper almaya karar verdim. Sanıyorum Enduro ve Touring’ler Bora’dan aldığım geçici bir gazmış. :-)

Bugün iş çıkışı Eser‘le uğradığımız sürücü kursundan öğrendiğimiz kadarıyla sadece A sınıfı ehliyet almak dingillikten biraz daha hallice bir yere tekabül ediyor. Çünkü A ve B sınıfı ehliyetlerin sınavlarında ortak bir çok soru var ancak önce B’yi alıp daha sonra A’yı 20 soruluk bir “tiny miny” sınav ile almak mümkünken; önce A’yı alıp sonra B’yi ortak sorular olmadan almak mümkün değil ve tekrar bütün bir sınava girmeniz gerekiyor. Hiç ilgim olmadığı halde “bulunsun, sorarlarsa gösteririz” diyerek bir araba ehliyeti alacağım ve bu motorsiklet ehliyetimi 2 ay geciktirecek ama bulunsun, sorarlarsa gösteririz.

Yaptığımız bilimsel hesaplara (2 ay + 2 ay = 4 ay) göre A sınıfı bir ehliyetimizin olması yaklaşık 4 ay sonrasında olacak. Çünkü iki farklı ehliyet kursuna aynı anda devam edemiyormuşuz. Ben zaten fazla krediye girmek istemediğimden motorsikletimi o civarlarda (2006 Şubat) almak istiyordum ancak bu haber sabırsız Eser’i biraz üzdü. Geç olsun güç olmasın be Eser :-)

September 20, 2005

Ukalalık yapacaksan bile usturuplu yapacaksın..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:13 pm

Yer: ODTÜ Stadı
Tarih: Geçen cuma

Tarkan konserinin ardından Teoman Adam ile sahaya girerek yurtlar tarafından bir çıkış aramaya koyulduk. Sahnenin kurulduğu yerin hemen sağında kalaslarla eğreti olarak kapatılmış bir açıklık bulunca hemen oraya yöneldik. Tam geçmeye niyetlenirken karşı taraftan gelip bu açıklıktan geçen bir amca belirdi ve bize “bu taraftan çıkış yok arkadaşlar” dedi.

Şimdi o gün orada “önemli bir şahsiyet” olunca haliyle bolca takım elbiseli terminatör ve ek yasaklar da beraberinde geliyor. Ben de bunu bu gibi bir yasak olarak anlayıp şöyle bir ukalalık yaptım ve hemen ardından aynı yerden geçtik: “Nereden yok bu çıktığınız yerden mi?”. Yaklaşık 15 saniye sonra Teo ile teller ve ağaçlar arasında kapandaki fare gibi kalınca aslında amcanın gayet iyi niyetli olarak bizi uyardığını ve benim söylediklerimden sonraki sessizliğinin ise “Ne haliniz varsa görün” anlamına geldiğini anladık ama artık çok geçti; bir bok yemiştik ve geri dönüp aynı amca ile karşılaşırsak, amcanın suratındaki “Ben size dememiş miydim?” anlamına gelen pis gülümseme eşliğinde kafaları öne eğerek hızlı hızlı yürüme riski vardı. Bu riske giremezdik. Kah ağaçlara basarak kah tellerin arasına ayakları sıkıştırıp tırmanmaya çalışarak diğer tarafa geçmeyi başardık. Sağımız solumuz çizilmişti ama mutluyduk. Üstelik, belki de amca bizi eğreti çıkışın hemen orada beklemişti pis pis sırıtmak için ama ona istediğini vermemiştik. Yaa amca, oradan çıkış varmış..

Kahvaltı

Filed under: Lirik — Baris @ 8:20 am

Kahvaltı

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

Cemal Süreya

Kararsızlığın sonu..

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:03 am

Yaklaşık bir haftadır süren araştırmalar sonucunda Canon EOS 30V Date modelinde karar kıldım. En kısa zamanda edinmeye çalışacağım ama malesef motorsiklet için biriktirmeye çalıştığım paracıklarımdan önemli bir kısım eksilecek.

Bugünkü kursta da diyafram, örtücü, örtücü hızları ve aralarındaki ilişkileri öğrendik. Haftasonu, cumartesi aldığım Edouard Boubat’ın kitabının ilgili kısımlarını okumuş olmam çok yararlı oldu. Kitap aslında oldukça eski (orjinal basım Paris, 1974) ancak önsözünde de belirtildiği gibi fotoğrafın temelleri konusunda klasik haline gelmiş. Kitap, özellikle şu an yeni öğrendiğim şeyleri deneyebileceğim profesyonel bir makinem olmadığından bazı şeyler havada kalmasına rağmen, işin mantığını anlatmak konusunda yeterli göründü. Henüz fotoğrafçılıkla ilgili okuduğum ilk kitap olmasından dolayı genel bir karşılaştırma yapamam tabii ki.

Öğleden sonra 5 sularında başlayan baş ağrısı ise günün süprizi oldu. Bir ara zonklamaya kadar vardı ve sanırım dünkü 5 saatlik uyku ile ilişkiliydi. 6 saat düzenini hala daha sürekli hale getiremedim.

September 19, 2005

Yilin fotografcisi bir yazilim muhendisi!

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:41 pm

Bugun sabah fotograf grubundan gelen bir e-posta cok ilginc bir haber iceriyordu ve beni keyiflendirdi.

Haberin ayrintilari ise bu yarismayi duzenleyen derginin web sayfasinda yer aliyor:
http://www.popphoto.com/article.asp?section_id=5&article_id=1514&page_number=1

Ozet olarak ise:


The competition was at the highest level of the all-around-photographer food chain. Yet Michael Soo prevailed. With his victory in Pop Photo’s Photographer of the Year 2005 Shoot-Out, this 32-year-old software engineer from Cupertino, California, proved several things:

You don’t need to be a pro. You don’t need the most megapixels.
You don’t need to know the territory. Photoshop won’t clinch it for you.

Kabus mu bu?

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:47 am

Bugün çok kötü bir rüya gördüm..

[B] Türkiye 80 - 67 Hırvatistan (2. turda rakip A Grubu’nun 2.si Almanya)
[V] Türkiye 1 - 2 Hollanda
[F] Beşiktaş 1 - 2 Fenerbahçe

September 18, 2005

Bulgaristan 89 - Türkiye 94

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 12:38 am

Çok kolay kazanılması gereken ancak uzatmalarda sözde kahraman Hidayet’in üçlüğü ile kazanılabilen bir maç. Hücumda İbrahim’in, savunmada Mirsad’ın ancak kahramanlık rolünde Hidayet’in oynadığı bir oyun.

Bilmiyorum Tanjeviç kabul edermi ama Hidayet için şöyle bir oyun planım var. Önce Hidayet ilk çeyrekte oyuna alınıp; şahsi şovunu sergileyip egolarını tatmin etmesi için izin verilir. Bu süre zarfında Hidayet kah atar kah kaçırır. Ondan sonra ısınma çeyreği bittikten ve gerçek oyun başladıktan sonra Hidayet oyundan alınır ve cebine beş milyon lira koyulup “Hadi koçum sen git bir Ortaköy’de kumpir ye” denilerek gönderilir. Böylece Hidayetçiğimiz hem Mirsad’ın zamanından çalmaz hem de son saniye kahramanlıkları yapmaya çalışarak değerli şutlarımızı harcamaz.

September 17, 2005

Sesim geliyor mu?

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 9:56 pm

Dün yaptığım bir telefon görüşmesinden alıntılar..

Ben: Merhaba ben Barış, Labris Teknoloji’den arıyorum.
O: Merhaba.
Ben: Falanca firmanın makinesinde bir sorun var sanırım. Uzaktan SSH ile bağlanamıyoruz. Kontrol edebilir misiniz?
O: Eee neden orayı aramıyorsunuz?
Ben: Çünkü destek için arıyorum. Sizinle destek anlaşmamız var.
O: Destek için arıyorsanız size bir numara vereyim oradan destek alın.
Ben: (?!) Eee peki alayım..
O: 312
Ben: Evet.
O: 210 14 90 (Bana bizim ofis’in numarasını veriyor)
Ben: Segmentation Fault (core dumped) Pardon ben zaten bu numaradan arıyorum, Labris Teknoloji’den..
O: He he he. Yanlışlık oldu sanırım.
Ben: He he he. Sanırım.

Tamam, damağımdaki tellerden dolayı konuşamıyorum; ama bu kadar da olmaz ki :-)

Slackware 10.2

Filed under: Teknik — Baris @ 9:41 pm

Slackware 10.2 doğdu. Şu anki sistemim yaklaşık olarak Slackware Current seviyesinde olduğu için son bir kaç haftada yenilenen paketleri güncellemekle yetineceğim. Ayar dosyalarını bile yedeklemiyor (bir sshd güncellemesinde PermitRootLogin seçeneğinin varsayılan değeri olan “yes” geri gelebiliyor) ama yine de seviyorum bu pkgtool’u..

Fotoğraf makinesi araştırmaları

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 9:08 pm

Bugün sabah bir kaç saat boyunca çeşitli yahoo gruplarının (fotoğraf, afsad) arşivlerini didik didik ettim ve araştırdığım fotoğraf makineleriyle ilgili yorum/deneyim aradım. Ayrıca Serkan‘ın söylediği bazı fotoğrafçılık siteleri de çok yardımcı oldu. Ardından öğleden sonraya doğru biraz gitar çalıştıktan sonra buralardan öğrendiğim marka/modelleri ve Kızılay civarındaki Erkayalar bayilerini not aldıktan sonra vurdum kendimi sokaklara.

Dolaştığım 5-6 fotoğrafçıdan sonra hepsinde de fiyat ve garanti (Canon’larda 2 sene) gibi özelliklerin aynı olduğunu ve tek tercih sebebinin keyfi olarak makinanın alınacağı mağazayı seçmek olduğunu farkettim. Araştırdığım modeller ise –neredeyse herkesten övgüyle dinlediğim- Canon’un EOS serisi analog (sanıyorum bu konuda romantiğim) makineleriydi. Özellikle, fiyat aralığı olarak, EOS 300X, EOS 300V ve EOS 30V Date modelleri ulaşılabilir göründü. Diğerlerinden biraz (biraz ~= çok az) (çok az ~= aslında çok) (aslında çok ~= harbiden çok) pahalı olan EOS 30V Date ise aklımı çeldi (Şimdi kara kara, kredi kartımın o kadar limiti olmadığından, limitinden yararlanabileceğim birini bulabilirmiyim diye düşünüyorum). Umarım bu işi Afsad‘ın Temel Eğitim Seminerleri çerçevesinde 8-9 Ekim’de Eğridir Gölü’ne yapacağımız çekim gezisine kadar halledebilirim.

Ayaklarıma kara suları indirdikten sonra artık bir adının ve adam gibi bir toprak saksısının olması gerektiğine karar verdiğim menekşeme Safiye ismini koyduktan sonra dolmuş duraklarının hemen arkasındaki çiçekçilere toprak saksı sordum. Bir tanesi “Abi burada bulamazsın” dedi; ben de içimden “Tabi tabi, bende yok demiyor da” dedim. Sonra bir diğeri bana “Varsa çiçekçi Osman’da vardır” dedikten sonra bu sefer Çiçekçi Osman’ı aramaya koyuldum. Yalnız bu Osman kişisinin bana “Abi burada bulamazsın” diyen kişi çıkması ve benim bunu hatırlamayıp adama tekrar sormam biraz garip oldu. Ardından “Ehe ehe beni tekrar size yönlendirdiler de” diyerek adama güvenmeyip tekrar başkalarına sorduğumu da belli ettikten sonra hemen ortamdan ayrıldım. Yorgun olmama ve nereyi aradığımı bilmeden bir ümitle Kumrular’ı boydan boya yürüdüm ve saksı işini bir başka güne bırakmaya karar verdim.

Akşamı da İmge Kitabevi‘nden aldığım Fotoğraf Sanatı adlı kitabı okuyarak geçirmeyi planlıyorum. Biraz da vakit ayırıp Güllerin İçinden’i çalışırsam yarın gitar hocama ayıp etmemiş olacağım ama..

September 14, 2005

Laboratuvar Ortamında Bira Testleri: Corona Extra

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 11:09 pm

Geçenlerde şirketten arkadaşım Onur‘un “Hiç T-Beer içtin mi?” sorusu üzerine akşamında 2 tane alıp denemeye karar vermiştim. Zira şimdiye kadar gırtlağımdan Efes dışında çok az bira geçmiştir ve tatlarını bile hatırlamam. İşin ilginç yanlarından biri de sürekli alışveriş yaptığım markette çalışan Serdar’la olan diyaloglarımız. T-Beer alırken aynen şu diyalog yaşandı:

Ben: (T-Beer’ı göstererek) Serdar ne dersin, nasıldır bu?
Serdar: Kız birası abi
Ben: Hmm.. Yine de bir deneyelim. Çok övdüler.

Hakikaten bu kadar yumuşak/köpüksüz ve resmen beyaz şarap gibi bir bira daha görmedim. Hemen bu birayı Baraka’da aralarda çalan müziklerde dans eden kitleye armağan ederek bir sonraki biraya geçtim dün. Corona Extra alırken yaşanan diyalog ise şöyleydi:

Ben: (Corona’yı göstererek) Serdar peki bu da mı kız birası?
Serdar: O kız birasıysa ben de kızım.
Ben: Peki Serdar.

Gayet iri ve sakallı bir arkadaşım olan Serdar’ın bu lafı üzerine bu bira hakkında önyargı taşımamaya karar verdim.

Laboratuvar ortamına geldiğimde sırada yine daha önce tatmadığım biralardan Corona Extra vardı. Aslında damakta bıraktığı tat bakımından Efes’e benzediğini hissettim. Ama yine de Efes’e nazaran yumuşak bir içimi var. İlk anda dikkatimi çeken özelliği ise inanılmaz köpürmesi. Laboratuvar ortamında 33 cl.’lik şişesini denedim: kafaya diktikten sonra bitirdiniz bitirdiniz; yoksa biranın yarısı köpük olarak “hobareeey” şeklinde şişeden dışarı fışkırıyor.

Alkol oranı olarak ise adında “Extra” ibaresi olmasına rağmen Efes’in %8′lik Extra’sından %3.4 daha az alkol içeriyor. Yani –yine laboratuvar ortamında yaptığım deneylerle edindiğim bilimsel sonuçlar çerçevesinde- bir şişe 33 cl.’lik Corona Extra; bir yeni rakı kapağı Efes Extra ne kadar sarhoş ediyorsa o kadar ediyor.

Üretim yeri olarak da Meksika görünüyor. Yani adamlar cidden şişe şişe bira ithal etmişler. Canım ülkemde Efes gibi bir bira varken bu ne akla hizmet olmuş anlayamasam da yine de bu biraya içimindeki keyif yüzünden 10 üzerinden 6 veriyorum.

Sevgilerde

Filed under: Lirik — Baris @ 12:45 am

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.

Behçet Necatigil

Not: Bu şiiri, Fazlı Öztürk Hoca’mız, AFSAD‘ın 1. Kur Fotoğraf Temel Eğitim Seminerleri’nin ilkinin sonunda okudu. “Hiç kimse mesleğinde ve yaşamında bulunduğu yere bir anda gelmedi; bunun için uzun zamanlar ayrıldı ve emek harcandı” dedikten sonra. Daha işin başında olan bizlere söylemek istedikleri için gerçekten iyi seçilmiş bir şiir.

September 13, 2005

Meslekten sogumak

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 6:18 pm

Son bir kac aydir meslege bakisim inanilmaz degisti. Eskiden 40 sene yapacagimi dusundugum Bilgisayar Muhendisligi (ki daha 4 ay sonra resmen diploma alacagim)’ni artik resmen deli isi olarak goruyorum. Gecen senelerde senliklere/fuarlara katilip bikmadan insanlara GNU/Linux anlattigim halde gecen hafta ev arkadasimin kiz arkadasinin “Acik kaynak ne demek?” sorusunu cevaplarken cok canim sikildi. Oysa sene ortalarinda yine evdeki bir misafirimiz boyle bir soru sordugunda ben cevapladiktan sonra “Teknik destek masasindakiler gibi konustun” demislerdi.

Kod yazmak da eski zevki vermiyor. Can sikmiyor ama artik cay demlemekle ayni keyfi aliyorum. Hatta daha da az. Insanlar “Neyle ugrasiyorsunuz?” dediginde onlara VPN, Firewall ve Frame-grabber Card gibi seyler soyledigimde yuzlerindeki anlamsiz ifadeyi gormek de canimi sikiyor. Sanki Bilisim Sektoru’ndeki isler Mars’tan gelmis gibi bakiyor insanlar. Bir laf duymustum universitenin ilk yillarinda: “Programming is earning huge amounts of money doing something that nobody can understand”; Yani “Programcilik kimsenin anlamadigi bir is yaparak cok buyuk paralar kazanmaktir”. Bu laf da cok hosuma gidiyordu. Ama artik gitmiyor. Hatta ne kadar aptalca seylere zaman harcadigimi soyluyormus ve ben buna guluyormusum.

Eskiden binbir hevesle aldigim “Linux Kernel Development” kitabina calisirken zaman su gibi akardi. Gunluk ya da gun asiri yayinlanan -bkN ya da -gitN tree’lerini bile derlerdim. Andrew Morton’un maintain ettigi -mm tree’sindeki yamalari incelerdim. Duzenli olarak kerneltrap.org, lwn.net/Kernel ve kernelplanet.org adreslerini takip ederdim. Ama gecenlerde Haziran ayinda gonderdigim ve -mm tree’sinde Nick Piggin’in ekledigi sched domains koduna ufak bir eklenti yapan yamanin mainline’e girdigi ve bu yuzden -mm tree’sinden cikarildigina dair aldigim e-posta da neselendirmedi. Bu karsilastirmayi o yamanin bir bok olup olmamasina gore degil de daha onceden gonderdigim basit “cleanup” ya “compile fix” yamalarindaki caylaklik sevincime gore yapiyorum ve olaya bakisimda cok buyuk farklar goruyorum. Bugun kernel.org’a baktim da 2.6.13-mm3 cikmis. “-mm2 ne zaman cikti ki?” dedim kendi kendime.

Biraktigim seylerden biri de liste mesajlarini okumak. Bugun son uye oldugum listelerden de ciktim ve 3 ay oncesinde gunluk ~1000 olan e-posta sayim 30-40′a kadar dustu. Artik okudugum teknik sayilabilecek e-posta mesajlari sadece moderator oldugum liste ya da forumlardan gelenler. Onlarin da bazilarinda sadece argo, vs. sozcukler ariyorum.

Daha onceden duzenli olarak ugrastigim LKD belgelendirme-cg ceviri ve LKD seminer-cg yazismalari/tartismalarina da eskisi kadar zaman/emek ayiramiyorum. Ozgur Yazilim’dan nefret etmiyorum tabii ki ama artik ugrasamadigimi goruyorum ve kendimi “Zaten Ozgur Yazilim’a zaman ayiracak bir cok hevesli penguen var” diye avutuyorum.

Ve.. Son zamanlarda ciddi ciddi planladigim sey ise sektor degisikligi. Eskiden bilisim sektoru icinde neredeyse her sektorun adindan bile (oyun programciligi, guvenlik yazilimlari programciligi, kernel engineer,..) keyif aldigim ve hangisi olacagima karar veremedigim halde artik diger sektorler icinde hangisi olacagima karar veremiyorum. Gidip resmen su lise ogrencilerine yol gostermek ve meslek tercihlerini yapmalarina yardimci olmak icin yapilan “Ilgi alani testleri”ni yaptirmayi dusunuyorum. Emeklilik icin dusunulebilecek tarla/bahce ile ugrasmak da cok ertelenmis ve aslinda hemen yarin gerceklestirilmesi gereken planlar gibi duruyor. Aslinda yaklasik bir ay once basladigim gitar isini ilerletip bir muzik merkezinde ogretmenlik yapmak ya da dun ilk dersine gittigim fotografcilik kursunda ilerleyip doga fotografcisi, egitmen, vs. olmak da mantikli geliyor. Ya da liseden bir arkadasla 35 yas icin dusundugumuz bar fikri simdi icin daha uygun gibi.

Umarim kisa zamanda bunlara karar verip gercekten ugrasmak istedigim alana yonelirim; ve umarim bu alan yine bilisim sektoru icinde olmaz. Olmamali.

Tey Tey Tey

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 3:43 pm

Biraz once abimin uzunca bir universite hayatini noktaladigini ogrendim ve cok sevincliyim. Ailede o diploma resmen erkek evlat gibi bekleniyordu ve sonunda bir tosunumuz oldu :-) Bundan sonraki hayatinda da mutluluklar, basarilar abicim! “Senden once mezun olacagim” dedin ve oldun ya; helal sana :-)

Doldur meyhaneci, ickiler benden!

O O O Oo Oo O O O Oooo

Filed under: Hayat Memat — Baris @ 10:35 am

Uzun calismalar sonucunda; sirketimizin delisi kendi kendine unlu bestesi O O O Oo Oo‘yu mirildanirken ses kaydini almayi basardik. Simdi kendi “agzindan” dinliyoruz: O O O Oo Oo O O O Oooo

Next Page »

Powered by WordPress